Atatürk’ü Unutturayım Derken... - NECEF UĞURLU
Ana SayfaYazarlarAtatürk’ü Unutturayım Derken...

Atatürk’ü Unutturayım Derken...

25.05.2018 | 385 kez okundu


Atatürk’ü Unutturayım Derken

Başa Gelenler, Adaylar ve Bizler


KAYDA GEÇSİN

Diziden, filme, politikaya, sosyal yaşama Atatürk’ü unutturma projelerinin tümü fiyaskoyla  sonuçlandı.

Atatürk unutulmadığı gibi, bu sayede Atatürk sevgisini çoğalttılar, güzel bir sürpriz!

Ben Allah Razı olsun derim de bunlar amaçlarında başarısız oldular patronları ne der bilemem.

İllüzyon yakalamak kolay iş değildir, hele çağımızda dikkatlerin darmadağın olduğu bir zamanda  etkilemek ciddi bir iş. Etkileyemediler ama iyi kafa karıştırdılar.

Şimdi medyada sıram sıram kovulanlar ve geride kalanlarla durum biraz karışık.

Hani peşin para işi sağlama almakla da da olmuyor, dizi tutmayınca bu sefer eşşek gibi devam ediyor hesabı denklemek için ve başarısızlıkları iyice kapak oluyor!  

Bu çok yönlü ve sistemli, özellikle Atatürk ve Cumhuriyeti küçümseyen rezalete alet olan kim varsa şimdi imajlarını temizlemek için hayırseverlikten tutun, sosyal sorumluluğa, dindarlıktan iyi aile insanları olmaya, çok sıkışınca ‘Ben oyuncuyum her rolü oynarım’a varan yalakalıklara baş vuruyorlar.

Kendi dertlerine düştüler ve iktidar değişirse diye ödleri kopuyor.

16 yılın iktidar starları işlerden, reklamlardan, kampanyalardan belli.

İyi para var ellerinde…. Bedavadan yapmadılar bu işi.

Ne var ki bu grotesk popülizmin onlara sağladığı sosyo - ekonomik pozisyonu etkileri kalmamasına rağmen asla bırakmak istemiyorlar.

Kaliteli demokrasinin önündeki engel sanki Atatürk ve devrimleriymiş, Cumhuriyet rejimiymiş gibi  utanmadan Aynı Rand zırvalarıyla kaliteli ‘demokrasi’ yi arayan ‘entelektüel‘ bile oldular!

Ekranlarda yıllardır ‘Hukuk’ yerine de,  ideal düzeni mafia dizilerindeki Kürt delilanlılarının (Dürenmatt aşırmaları) yıllar sonra mahallelerine dönüşleri, aşiret törelerinde aradılar! Bu kaçıncı…

Bunların bilgileri olmadığı gibi hayalleri de yok. Zaten bilgisiz, düşüncesiz hayal olmaz.

Mesela Avrupa’da bir nedenden haksızlığa uğramış bir Türk ‘ü bir Kürt Avukat’ın savunduğu, bir Fransız Savcının ceza istediği, Ermeni Hakim’in  karar verdiği bir hikaye kurabilme, senaryo yazabilme ihtimalleri yok ..

Bu cahil ortamda yaptıkları ortada. Cahile şaka da yapılmaz der Mevlana hazretleri. 

Faik Öztrak ve Ayfer Yılmaz Halk Tv’de çok önemli  ekonomik gerçeklerde tespitlerde bulundular. ‘Son 16 yıl ülkemizde nelerin yapılmaması gerektiğine müşahhas bir örnek‘ düşüncesinde  birleştiler.

İşte ülkemizin içinde bulunduğu bu korkunç para trafiğinin felaket sonuçları sadece para ile  kısıtlı olmadı, bu paranın yansıdığı sözde bir medya, kültür dünyası  en önemli yan tesiri oldu.  Beyinlere sızdı.

Aklıbaşında bildiğim oyunculara, yönetmen, yazarlara da şaşıyorum, bu numaralara alet olmak yakışmadı kimilerine.

Ama bazılarına tam oturdu rolleri, pek yakıştı!

Cahil ve aptal hallerinde rüyalarındaki hayata kavuştular.

Atatürk’ü eleştirmek başka, yok etmeye ve yerine başka kahramanlar ikame etmeye kalkmak başka.

Buna susanların milli bayramlarımızda coşup tebrikleri ibretlik, senede bir gün Atatürk’çü oluyorlar, bütün yıl bekleyip! Yutturmaca tavan yaptı ‘çıtçıtları sökülecekler' liste başı bunlar .

Atatürk’ü hikayenin temel ekseninde eleştirebilen, karşısındakiyle çatıştıran bir senaryo  yazamıyorsunuz, ancak hayali karakterlerle bu büyük devrimcinin arkasından, gerçekte de olduğunu gibi dizilerinizde de dedikodu yapabiliyorsunuz, öbürü liyakat, bilgi, dramatik ahlak ister. Seviyeleri budur.

Siyasette kurulmak istenen bir nevi dejenere, alt yapısı eksik, ABD heveslenmesi ‘Spoil’ sistemi önce bu niteliksiz dizilerde kuruldu, öyle ki  bazı televizyonlar sabahları liyakatten, birlikten beraberlikten, bilimden bahsedip akşamları bu dizileri  oynatıyorlar senelerdir.

Sonra ekranlarda elde iki Amerikan filmi, üstünde göz işaretli sigara paketi, Madonna’nın donundaki üçgen diye algı yönetimi anlatanlar oluyor, siz önce bu dizileri izleyin ve anlatın hangi algılar, nasıl yönetilmek istendi. Ezberlerinin dışına çıkamaz haldeler.

Bu kafası iyi senaryolarla zaten ne Kanuni, ne Abdülhamid ne Fatih Sultan Mehmet, ne Osmanlı veziri, Paşası, ne Padişah kızı bıraktılar.

Hadsizlerin had bildirdiği son örnek gömdüğü silahları çıkartmakla bizi tehdit eden Nebati Bey, bu da Cumhuriyetin Rasputin’i herhalde!.  

Şuursuz bir nefretle karşı karşıya kaldık, geçmiş, şimdi, gelecek gözleri görmedi, biz ne yapıyoruz demediler, sadece parayı gördüler. 

Nedir bunlar böyle yahu medyaya, bu ülkeye küfeyle mi indirildiler?

Bitmedi, Cumhuriyet pek dar geldi bunlara, kurcalamaya kalktılar, kurcaladıkça para kazandırıldılar marifet yapmışlar gibi.

14 yılı aşkın pek güzel gitti işleri galalar, eğlenceler, plaj sefaları, köşeler, birbirleriyle dayanışmalar, zengin  gettoları oluşturmalar, krem, şampuan, Allah ne verdiyse sponsorlar, yemek programları hele, açlık sınırı altında yaşayan bu kadar insanın olduğu yerde bu kadar yemek programı kimseye dokunmadı, tencereyi kapan yemek programı yaptı hala yapıyor.

Ve hatta kendileri sonunda  ne oldularsa onu eleştiren dalga geçen işler yapmasınlar mı ‘laik komedi’ niyetine.

Sosyeteye de taktılar güya çok kurnazlar yahu, halktan yana olma böyle olur sandılar. Bildikleri, zannettikleri kadar sosyete bunlar için görgüsüzlükten ibaret!  

Hemen her konuda bilmediğini yazma ustaları bunlar!

Peki niye Atatürk’ün yerine başka kimseler koyma derdine düştüler acaba, Çanakkale‘de de  sonunda İngiliz kahraman kadın denediler. Gariban kullanılmış Anzak’lar kesmedi direkt İngiliz kahraman, peki niye böyle yaptılar çünkü IQ’ları 20, bunlara iş verenlerin ise 10 civarı olduğu için hiç zorlanmadılar kendilerini yutturmakta.

Bu ahval ve şeraitte;

Her kurum, prensipler, değerlerimiz yara alırken Cumhuriyet ve Atatürk dimdik  ayakta.

Atatürk, cumhuriyet kadar taş düştü kafalarına, peki şimdi ne olacak?

Taşın üstüne taş düşerse ne olursa o olacak. Üflemelik toz olacaklar.

Atatürk ve devrimlerini unutmanın demokrasi, bağımsızlık, kadın hakları medeni hukuk ve sayısız Cumhuriyet kazanımlarımızdan vazgeçmek olduğunu ve nelere mal olabileceği bir kere daha sıkı bir şekilde hatırladık.

Şimdi bu ağır yenilgiyi kabul edemeyip  ‘Siz unutmuyorsanız biz yok farz ediyoruz‘ gibi bir  komik durumda ısrarcılar, Samsun’a çıkan ‘Heyet’ diyip yok farzetmekle hiç bir şey yok olmuyor!

Bu zihniyet  bir çok değerli insanı mağdur etti, şimdi çakma mağdurlar araya kaynak yapmaya uğraşıyorlar. Aman dikkat, devam etmeleri ülke yararına değil.

Şimdi her zamankinden çok  gerçekten haksızlıklara uğramış insanlarımızı savunacak insanlar lazım. Barolarımız göz bebeğimiz.

Özgürleşmemiz için bazı insanları saygı duydukları esaret zincirlerinden kurtarmak elbette kolay değil, aptalları özgürleştirmek zordur. O saftirikleri de geride bırakacak değiliz, Çünkü Cumhuriyet  henüz aptal akıllı ayrımı yapmıyor. Ama hırsız ve namuslu ayrımı hukukla yapabiliyor.

Çakma Müslüman’lar ve modern kılıkta bunlara  eşlik eden çakma laiklerle işimiz bitmedi, yoksa özgürleşemeyiz..

Özgürlük için neyle savaşacağız? Zordur tanımlamak,  

İtfaiyeciler yangınla,

Askerler düşmanla savaşır,

Peki özgürlük savaşçıları neyle savaşır?

Kemal Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce, Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu, işte birbirimizi yemek  yerine özgürlüğümüz için kendi bakış açılarından özgürlük için nelerle savaşmamız gerektiğini anlatıyorlar.

Muharrem Bey meydanlarda çok ciddi meselelerin tespit ve çözümlerini cesaretle, umutla halkla birleşik bir heyecanı paylaşarak anlatıyor.

Meral Akşener’de öyle , cesaretle takır takır soruyor ‘elini tutan mı var‘ diye .

Muharrem İnce gençler için  yeni meslekleri, quantum, fizik, nükleer, atom, elektronik, Allah ne bilim verdiyse istiyor. Kendi için değil gençler, gelecek için isteyen, dans eden, şarkı söyleyen bir adam  Muharrem İnce karartmadan işin içinden nasıl çıkılacağını anlatıyor .

Ve cesur sorular soruyor, mesela :

Köylünün, çiftçinin karagün dostu olması gereken Ziraat Bankası ne akla hizmet ise 1 gazetesi hariç gerisi zarar etmiş medyaya 1 milyar dolara talip çıkan alıcıya kredi veriyor! Karlı bir iş desek olmuyor.

Çiftçi mi  talip  bu zarar eden medyaya da Ziraat Bankası arada, o da tutmuyor.

Bu durumda anlaşılan Medya ziraat işine giriyor herhalde, tarlaya sovan ekecekler!

Belki bunu çok kişi düşündü ama meydanlarda açıkça Muharrem bey sordu özgürce.

Yazdıklarından, dahası düşündüklerini söylemekten sıkıntı içinde kalan insanlar mı özgür yoksa  söyleyecek lafı kalmamış zenginler, medyadakiler mi, mesele özgürlükse bir de böyle bakalım, bu soruları soramadılar yerine yalan dolan, palavra  …..  ‘ellerini, dillerini tutan mı vardı?’ Meral Akşener’in bu sözleri her alanda geçerli.

Aslında  yazar olmak için ve bunları yazabilmek için deli olmak lazım…

Sıkıntı, yasaklar, iftiralar, bir alay arsızın üç kağıdına muhatap oluyorsun tek kazanımın açlık, işsizlik getiren özgür olmak.

‘Özgürlük’le, tabi ki aynı fikirde insanların yaptıkları TV programlarını kastetmiyorum, insanlarla alay etmekten zevk alıyorsanız bu tür ‘özgürlük’ ortamı çok eğlenceli, birbirlerini ne ağarlamaklar  aralarında sıkışmış kalmış götürememişlere acıyor insan…

Bazı zor zamanlarda yazarların takma isimlerle yazmaları onları özgürleştirir ama gerçek isimleriyle  yönetim kurulu üyeleri olmaları açık edilinceye kadar. Bunu da berbat ettiler, buna da içi acıyor insanın.

İşte böyle bir medya ortamında seçimlerde aday olan değerli insanlarımızdan birini seçeceğiz.

Sorunlarla yüzleşmeye, hesaplaşmaya bizlerle birlikte hazır olduğunu düşündüğümüz kim ise ona oy vereceğiz. Velhasıl yüzleşme şarttır, sanırım asıl seçim burada, yüzleşecek  gibi yapanlarla, samimi olanları ayırmak bize, halka düşüyor. Adayların eşit olmayan bir ortamda çabaladıkları bu seçimlerden Hayırlara çıkacağız İnşallah...

Saygı ile Kayda Geçirdik, Elimizden Gelen Budur.

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Ratingler için tıklayınız!