Bugün Oğlumun Doğum Günü - NECEF UĞURLU
Ana SayfaYazarlarBugün Oğlumun Doğum Günü

Bugün Oğlumun Doğum Günü

09.02.2018 | 500 kez okundu


Avareliğim Kayda Geçsin

Bir anne için çocuğu hiç büyümez, bunu böylece kabul eden çocuklar büyümüş demektir derler.

Bugün benden uzakta yaşayan oğlumun doğum günü  kendi doğum günümü unutturan yeniden doğduğum gün.

Harçlıklarından para biriktirip Uzay’lılarla irtibata geçen derneklerden birine üye olmak için müracaat ettiğinde ‘Yaşın küçük, henüz 6 yaşındasın olmaz‘ diye geri çevrildiğinde tepesi atan oğlum…

Henüz orta 3. sınıfta iken gideceği üniversitesini seçen resmini bilgisayarından seyreden oğlum…

3, 4 yaşındayken oyuncakçı vitrininde gördüğü Alf oyuncağını kibarca ‘Buyrun bize Alf’ciğim‘ diye eve davet eden oğlum…

Kuruluş aşamasında girip çıkmadığı televizyon, kurgu odası kalmayan, kulislerde, setlerde ve evde daktilo tıkırtılarıyla büyüyen oğlum…

Şöhret ve şımarıklıktan habersiz annen baban ne iş yapar diye soranlara ‘Annem yazar, babam oynar’ diye kestirip atan oğlum.

Uzun zaman bana benzeyen, sonra birden babasının burnundan hık diye düşen canım oğlum.

Ne yapacağına kendi karar veren, bildiğini okuyan ama annesini, babasını çok seven oğlum.

Üç dilde ‘atın ölümü arpadan olsun’ diyebilen, gönül dilinde ise bütün dünya ile konuşabilen oğlum.

Suretinde bütün oğulları gördüğüm, kalbimi çocuklarına hasret annelerin yüreklerine katan oğlum.

"Çocukken annem bana ‘Eğer asker olursan general olursun, eğer rahip olursan sonunda Papa  olursun‘ demişti, bunların yerine ressam ve Picasso oldum" diyor büyük sanatçı.

Benim oğlum da yetiştiği ortamın uzağında, kendi oldu. Ekonomist, yönetici.

Bugün doğum günü, ona kendimize ait yeni bir film, bir kitap hediye etmek isterdim, bu günlerde imkansız. 

Ama yazmak ve her yazdığımı ona bıraktığımı bilmek beni rahatlatıyor, herşeyi oğlum ve oğullar  için kayda geçiriyorum elimden gelen budur.

Ve bizleri seven bir hayat arkadaşı seçtiği için ona teşekkür ediyorum.

Şimdi artık ben sadece avarelik yapmak istiyorum.

Oğlumla oynadığımız çadırcılık oyunu başta, hayallerimiz, birlikte muzurluk planları yaptığımız  günleri, Gölköy’de tam sakız ağacının dibinden denize atlamalarımızı, öykülü, şiirli günlerin anılarını taze tutmaya çalışıyorum.

Çünkü artık çok iyi biliyorum ki avarelik iyidir ve lazımdır.

‘Alim’ , ‘uzman’, ‘bilirkişi’, ‘büyük  beyin’, ‘medyayı sallayan’, ‘milyonların sevgilisi’, ‘kırılmaz‘ , ‘bükülmez‘, ‘eğilmez’ , ‘cesur’ , ‘kodu mu oturtur’  bütün bunlar medyada muhtelif alanlarda  yer alanlara yakıştırılan sıfatlardan bazıları.

Gerçek ve aynı zamanda kusursuz, üstün insanlardan bahsediyorlar ve ne hikmetse hepsi bu ülkenin medyasında bir şekilde yolları kesişmiş toplanmışlar!

Hadi peki kabul edelim, belki medyayı kurtarmak için toplandılar neden olmasın, peki medyanın bu hali nedir o zaman?

Öyle ki artık bu insanlar gerçek olabilirler mi diye biz sıradan kişiler şüpheye düşüyoruz, bu gerçek insanların olağanüstü güçlerinden masal kahramanlarına fırsat kalmadı, gerçekleri var iken ‘süperman’in pek önemi kalmıyor.

İngilizce bir söz vardır ‘Too good to be true' , yani şu demek:

Elbette  bu insanlar arasında değerli olanlar vardır da, topluca bu kadar değerli bir arada olunca  insan ‘bu işte bir bokluk var‘ demeden edemiyor.

Nedir bu kadar iddia hepsi birbirinden güçlü, hiç mi avare yok bu memlekette televizyona çıkaracağınız, arada bir, iki tane hiç olmazsa…

Şöyle sadece düşünmekle meşgul, sadece düşünce üretmekten, tartışmaktan başka kaygısı olmayan birinci sınıf bir avare.

İsterse üzerine düşünce ürettiği konular akım bokum olsun razıyım.

Belki sonraları pek çok gelişime temel olacak fikir, senaryo, mizah, şarkı, sözler üretir, ilham verir.

Tarihe bir bakın insanlığı aydınlatan ne varsa avarelerden çıkmış..

Avareye konu mu yok tartışılacak, mesela:

Kerhanede çalışması için kadına vesika veren sosyal, hukuk devleti olur mu?

Bu kadınlara sağlık raporu ve vesikalarının devamı için vize veren bürokrat utanmaz mıdır?

Buna itiraz etmeyen feminist olur mu?

‘Üzerinde 18 keçinin otladığı kaya parçası için savaş mı yapalım‘ cümlesinde saklı, olması gereken keçi sayısı nedir?

Keçi sayısı savaş çıkartmak için önemli mi? Yani 18 değil 58 keçi olsa fark eder mi?

Yoksa, savaş çıkartmak için adanın üstünde illa insan mı olması gerekir?

Savaş araç, gereç, top tüfekleri kamuflajlı keçi kılığında geziyor olabilirler mi?

Bu sözleri söyleyen keçileri kaçırmış olabilir mi? Bütün savaşlara mı karşı yoksa sadece keçili olanlara mı?

Milletlerin meşru müdafaa hakkı dışında hangi haller savaş çıkartmaya değer?

Truva savaşı mesela bir kadın uğruna değer miydi?

İleride belki filmi yapılır diye mi onca insan öldü. Helen sevmiş kaçmış, Yunanlılar işi abartmadılar mı?

Ne var bunu bu kadar gurur meselesi yapacak, yenge kaçmış diyip geçemediler mi? Menelaus’a Helen’den başka kız mı yoktu?

Bugün ve her gün avarelik yapmak istiyorum, keşke kafa dengi arkadaşlarımla sevdiklerim hatta içlerinde benim sevdiklerim ama beni sevmeyen değer verdiklerim dahil öööyle dolaşsak, dağa taşa, denize, hayvana, bitkiye hatır sora sora, yorulduğumuz yerde dinlenip devam etsek ve yolu avarelikle bitirsek.

Bitmeye yakın da olsa isterim ki en çok da birbirimizin kıymetini avarelik yolunda öğrensek.

Sena ve Orhan’a Kayda Geçsin, elimden gelen hediye budur.

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Ratingler için tıklayınız!