Can Sıkıcı Bir Yazı - NECEF UĞURLU

Can Sıkıcı Bir Yazı

05.09.2017 | 1256 kez okundu


Ekranlarda evlilik programların yerine ne konulacağı hala sorun, kuşak programlara geçiş mümkün görülmüyor, bu saat dilimlerinde kamu yararına iyice düşünülmüş işlerle didaktik olmadan hem eğlendirerek hem bilgilendirerek zihin açmak yerine, saatlerce bir kadının peşine takılmaktan öteye gidilemeyecek anlaşılan, yazık. Can sıkıcı.

Yardımseverlik kozası ise çatladı, hayır hasenat işleri ticari televizyonlarda zaten çoktan inandırıcılığını yitirdi, şöhretlerle siyasilerin yoksullarla resim verip sonra dağılması etkisini yitirdi. Çok Can Sıkıcı.
 
Anlaşılan ‘kaybetmişler‘in ‘kader kurbanları’nın acı öyküleri yeni malzeme yazılanlara göre.

Kültür, eğlence ise yayınevleri, kitaplar ayrı bir kaos.
Partiler uzantısı belediyeler sanki asıl işleriymiş gibi bu işleri PR malzemesi yapmaları utanç verici. Ev kadınlarına yönetmenlik kursları bile veren belediyeler var! Üretim, koperatifcilik yapan aslan gibi belediye başkanları var elbette, örnek olsalar keşke. Gerisi can sıkıcı.

Elitler, siyasi partiler, siyaset baronları tarafından dikkate alınmak gazeteciler için başlıbaşına bir  dert zaten, bu durumda bağımsız, tarafsız olmalarını beklemek saflık ve onlara da  acımasızlık olur! Can yakıcı durumları.

İktidar ve iktidara yakın partiler, medya artık kendilerini destekleyenler ve desteklemeyenler olarak zaten izleyiciyle kesin çizgiler çekmiş ve ona göre yayın yapıyorlar. Çok can sıkıcı.

Daha da beteri  hemen her kanalda  izlediklerimiz, güç odaklarıyla medya arasında görünmeyen ve bilmediğimiz  bir bir bant tarafından fabrikasyon üretim olarak  sürülmekte.

Ben bunun tamamen kişisel çıkarlarının peşine düşmüşler tarafından kurulmuş onlara kar getiren bir düzenek olduğunu düşünüyorum, işin içinde Opus Dei, yok efendim Rand, Rund, CIA, NSA, Bind o galiba çikolata markası mı ne bilemedim, Mossad aramadan önce  bir baksanız diyorum, başka parmaklar olmaz mı, olabilir ama esas meseleleri para kazanmak, müşteriyi memnun etmekse neden olmasın, kamu yayıncılığı bunlar için ticaret yahu.

Hatır söyleşileri, PR seyahatleri artık vaka-i adiye olduğundan yapanın yanına kar! Devede kulak!

İlan veren, yatırdıkları para karşılığında geri dönüşüm bekleyen kişilerin esamisi okunmaz halde. Çok can sıkıcı.

‘Elit’ler ise sadece 2 sayfa defile, açılış kapanışlarda podyum mankenleri gibiler, yani resmedilen ‘elitler‘ bunlar ve mal mülk kavgaları hakikaten çok bayağı. Boşanınca mallar dökülüyor sokaklara  tam bir sosyete karnavalı izliyoruz. Neydi Gülman’lar yahu.

Şaşmaz olayından sonra ortaya çıkan resimlerden sonra izleyici, okuyucunun tatsız ayrıntıları öğrenmemesi noktasında bile medyanın yaklaşımı akılcı olmadı tartışmalar, ölü bedenleri gösterip göstermemek  konusunda insani, ahlaki vaız veren, doğmamış çocuğa mektuplar yazanlar,  gazeteciler oldu.

Yakın iş arkadaşlarını kaybedenlerin o resimleri gördüklerinde duydukları acıyı anlayabiliriz ama, bundan inanç, dini bağlamda sonuç çıkartmak nesi Mesut Yar kardeşim?

Peki, savaş alanında zehirli gazdan sonra beyinleri gözleri, burunları, ağızlarından çıkan insan görüntülerini göstermeden bu zehirli gaz rezaletini nasıl anlatacaksın? Ya da çocuklarına sarılmış annelerin cesetlerini göstermeden görmeden anlaşılır işler mi?

O resimleri çeken gazeteciler üstelik sağlıklarından olma derecesinde  etkilenmişken meslekleri uğruna, onları senin gazetecilik tasavvurunla aynı yere nasıl koyabiliriz?

Bu gazı satan ülkeyi araştırmayacak mısın?  

Sonra aynı ülkenin insan hakları derslerini vermesini eğer ortaya çıkarmaz, yüzlerine vuramazsan, insanları bilgiyle, haberle bilinçlendirmez isen nasıl gazetecilik yapacaksın?

“Dünyanın tüm inançları ölenle yaşayan arasına kutsal bir paravan koyar. Ve o saygın paravanın asla açılmaması gerekir”... Peki bizde durum böyle mi? diye soruyorsun, bizde sana durumdan vazife çıkartıp cevap veriyoruz.

Durup duruken seni kırmak ister miyim bu da çok can sıkıcı.

Gazetecinin işi paravanları kaldırmak iken paravan koymak ne zamandan beri gazetecilik oldu?

Velhasılı kelam Halepçe Katliamının resimlerini çekip dünyayı haberdar eden Rahmetli Savaş Ay, Ramazan Öztürk, hele Ramazan Bey’in gazeteci olarak bulunduğu riskli bölgeler saymakla bitmez. Ödül aldığı Sessiz Tanık resmi, bizler için paravanları kaldırdığı resimlerden  sadece bir tanesi.

Yugoslavya'da Bosna Savaşı'nı, Romanya'da meydana gelen ve Çavuşesku'yu deviren iç ayaklanmayı, Körfez Savaşı'nı, Kosova Savaşı'nı, Rusya'da Gorbaçov'a karşı başlatılan isyanı, Yeltsin ve parlamento arasındaki gerginliği ve kanlı olayları, Cezayir'deki iç karışıklığı, Rus-Çeçen Savaşı'nı izledi. Öztürk, Çeçen Lider Dudayev ile görüşen son gazeteciden bahsediyoruz. Bulgaristan'daki Türklere uygulanan baskıyı, Pakistan, Lübnan, Azerbaycan'daki olayların içinde bulunarak, tanıklıklarını kamuoyuna aktarmadı mı, sana göre resim çekmeyecek öyle mi? Hele ölü, ceset olmaz hiç bir inanç izin vermiyor!

Resimler sadece TV dizileri setlerinden mi olacak, çok yaşa emi.

Kalkan avı sırasında Rusya'da rehin kalan Kadir Can, öğrenci olaylarını takip ederken Fındıkzade'de kasığından vurulan ve halen o mermi ile yaşayan Olay Tan gazeteci ise -ki öyleler, bari bırak mesleklerinin kurallarını da onlar koysunlar, sen yeni sezon dizilerden hangisi oynamadan şimdiden tuttu filan onları yaz. Ama sakın kural koyma!

Ali Birerdinç’in insanı hem gazetecilikte nereden nereye geldik diye düşündüren, hem de ağlatan yazısını okumanızı tavsiye ederim, bir tık ötede... Buraya tıklayın!..

Üzülerek Saygıyla Kayda Geçtim bu yazıyı ama mecburum vicdanen, yoksa Mesut kardeşim kendi yoluna, gazeteciler kendi yollarına. Posta Gazetesi'ni de ayrıca kutlarım, resimleri daima paravanlıdır, bilhassa Danyıldız favorim!

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Yasemin Kutsi
Ratingler için tıklayınız!