Çok Utanıyorum - NECEF UĞURLU

Çok Utanıyorum

11.07.2017 | 725 kez okundu


KAYDA GEÇSİN

Kendi yapmadığınız, sorumlu olmadığınız işlerden utandığınız olur mu, başkaları yapar siz onların yaptıklarından utanırsınız.

Akademik ve entellektüel dürüstlük Dr. Jekyl - Mr Hyde olmayı kaldırmaz.

Maalesef artık ekranlarımızda bu duruma sıklıkla şahit oluyoruz, çok utanıyorum.

Bütün hadsiz, hudutsuz, her olaydan kendilerine kahramanlık çıkartma hevesindeki gündem arsızlarından çok utanıyorum.

En kanlı arenadan beter görüntüler veren hemen her kanalın sırayla, bazen aynı anda yayınladığı ‘Linç Geceleri'nden çok utanıyorum.

Doğramak için konuk çağıran programları gördükçe çok utanıyorum.

‘Sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa’  sözlerini marifetmiş gibi tekrarlayıp çıra gibi yanan insanların karanlığı aydınlatamadığını hala göremeyen yanık insan eti kokusuna esir olmuş, sol ahlaktan yoksun solcu geçinenlerden çok utanıyorum.

Ne dağda, ne ovada, ne evde, ne sokakta, ne aile içinde, ne dışında, hiçbir yerde, hiçbir koşulda insan öldürmenin şerefli bir yanı yoktur. Bu konuda  ‘ama' diyenlerden çok utanıyorum.

Ayrıca;

Birbirinin işine karışanlardan

Eşcinsellerden hoşlanmayan eşcinsellerden

Dünyayı okuyamayan, kendilerini akıllı, yaratıcı, çalışkan zanneden ve hep geç kalan küçük hesaplara teslim olan ve kendilerini bir avuç aptal yöneticiye teslim edebilen zenginlik, kapitalden utanıyorum.

Fukaralığın nedeninin zenginler olduğunu zannedenlerden utandığım gibi.

Samimiyetin yerine retorik koyan, fikri olmayan sadece ağzı laf yapan, televizyon laf ebelerinden Utanıyorum.

Birisi vurulduğunda sorunu vuranın zihniyetinde değil silah fabrikalarında , silahta arayanlardan Utanıyorum.

Entelektüel boşluktan şikayetçi olup Ezel’in son bölümü rezaletti, Nur Yerlitaş Bodrum’daymış, Paramparça dizisinde paralarını alamamışlar, Demet'in tek taşı, öbürünün nafaka parası diğerinin boynuzları diyenlerden utanıyorum.

Bu ülkenin gerçeklerini ipe sapa gelmez bulanlardan çok utanıyorum.

Yazılarda kendisini eleştiren fikirlerinize karşı yanıt veremeyince beş para etmez sitelere gaz verip piyonlarına yalan, yanlış ve adice size, ailenize  saydırtan sonra utanmadan cep telefonunuza kandil mesajları yollayıp olan bitenden habersiz numarasına yatanlardan utanıyorum.

Dizilerde ‘İyi Kürt erkeği’ nasıl ‘İyi Kürt kızı’ nasıl olur modellemesi yapan ve genellikle ‘İyi Kürt Kızı’ modelinin Türk Jandarma askerine aşık kız  olması sığlığında senaryo yazanlardan utanıyorum.

Donuk, yeteneksiz fikirlerden medyayı, dizi dünyasını bu hale getirenlerden, baş aktörlerinden utanıyorum.

Ömrünü asker sevici zihniyetin ve devletin güvenli kolları arasında geçirmiş, korunmuş, kollanmışların şimdi ülke gerçeklerini anlatan sanatkar, akilane   pozlarını iktidara yutturmuş olmalarından hem çok sıkıldım, hem çok  utanıyorum.

Ülkemde başkalarının yaptıklarından utanmak diye bir şey varmış bunu  öğrendim. Bu utançlar benim artık  milli refleksim oldu, en çok bundan utanıyorum, ülkemin insanlarının yaptıklarından utanmak bu nasıl bir imtihan Yarabbim.

HER EVDE YALAN

Artık her evde utanç ve yalan var. Kürt,Türk, Laz, Çerkes fark etmez inkar etmek beyhude ve en acısı bunu kader olarak kabul etmek.
Utançla yaşamak kader olabilir mi?
Tabaktaki yiyecekte, oturduğumuz koltukta, içtiğimiz suda utanç ve yalan var uzun zamandır.
Utançla bu kadar iç içe yaşamak hayra alamet değil, bu utançlar insan gibi bir hayat sürmenin nasıl bir şey olduğunu her gün biraz daha unutturuyor bizlere. Tıpkı kulaklarımızın müziği algılayamadığı ve gürültüye el çırpan insanlar olmak gibi.
Öfkeyle başlıyor utançla bitiyor günlerimiz derken Adalet Yürüyüşü başladı.
Kendi adıma utançlardan hem çok sıkışmış, hem çaresiz hissediyordum.
Utançların aslında temeli, özetle aralarındaki para bağıdır, bunu çözmeden bu utançlardan kurtulamayız ve çözmek kolay da değildir Ama Artık en  büyük utancımız, utanma duygusu olmayanlar olsun.

Dünyada şeref, haysiyet hiçbir yerde topluca ayağa kalkmamış, ayağa kalkan insanlar, omurgalarını dik tutarak onurları için ayağa kalkıyorlar  bunun adı ne isyan, ne başkaldırı sadece bir istek.

Ülkemi ayakta tutacak omurgalılar yürümeye başladılar.

Adalet Yürüyüşü piknik, türkü, dans, mangal partisi değildi.
Şimdi bizi utanca gark eden edenlerle nasıl baş edeceğiz?

Eklemlenmeye kalabalığa karışıp yürürken, yürütmeye niyetliler her durumda renk değiştirme özelliği olan bukalemun gibidirler.

Onların yelkenlerinin rüzgarını kesmeliyiz, yoksa devam edecekler.

Soğuk kanlı olacağız, utançlarını yüzlerine vurmak boşuna  vakit kaybettirir, enerjimizi kaybetmeyelim ama neler yaptıklarını asla unutmayacağız! Affetmek ayrı unutmamak ayrı, hep düşman kalacaklar ve barış için düşmanla sarmaş dolaş olmak gerekmez.

İsteklerimiz açık, net basit ve genç bir dille anlatılırken üstünde yorum yapılmalarına izin vermeyeceğiz, Adalet istiyoruz, bunun yorumu yok.
Aşmalarına izin vermeyeceğimiz kırmızı çizgiler onları yerlerinden kıpırdayamaz hale getirir, unutmayalım.

Utanmazlar çok yalan söylerler, bir yalan biter öbürü başlar, yalanları  üzerinde tartışılmasını böylece dikkati üzerlerine çekmek isterler asla izin verilmemeli işimiz onların yalanlarıyla değil Adalet ve Gerçeklerle.

Zaten ne konuşacaksınız 3 sizden 3 bizden dizilmiş televizyon programlarında.

Gerçeklerle yalanları bastırmak zorunluluğu var yalanlara laf yetiştirmek değil.

Uyanık olunacak, bu utanmazlar sizi öfkelendirip laf karıştırıp yollarına devam ederler aman dikkat!

Adaletsizliği alkışlayamam, zulmü sevemem diyeceğiz.
Sonra o meşhur sözleri hatırlatacağız bence toplumsal tabiatımızı en güzel anlatan
‘Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!‘  (M. A. Ersoy)


‘Yürürüz’ diyeceğiz , Kemal Bey misali tek başına da olsak!

Son Etapta tek başına cenge çıkmış Azap Askeri gibiydi Kemal Bey ama farklı olarak  elinde yay, pala, kalkan değil sadece üzerinde ‘Adalet’ yazan bir döviz vardı.

Son etapta dönüşü olmayan yürüyüşünde bir başıma da olsam yürüyeceğim der gibiydi….
 
KEMAL OLMAK

Kemal olmak böyle bir şeydir, Kemal’ler  bazen Selanik’ten çıkar bazen de  kilometrelerce uzak Dersim’den ve tek başına çıkarlar ve daha sonra bütün Kemal’ler ve kadınlarıyla birleşirler.

Kemaller çokturlar, sesleri çıkmaz bıçak kemiğe dayanmadan ama hep vardırlar.

Dersim’li Kemal aldı eline tek silahı üzerinde ‘adalet’ yazan dövizi tek başına yürüdü.

İşin özeti bu kadar basit ama içeriği çok anlamlı ve derin.

Omzunda görünmeyen sadakında oklarından bazıları kırık, 6 ok’un hangileri kırık, hangileri sağlam kaldı bilenler düşünsün.

Biz halkız, bizim için yürüyeni unutmayız, bu sefer yürüyen Dersim’li Kemal’di.

Selanik’ten çıkan doğduğu yerleri terk etmek zorunda kalan Anadolu’yu  silah arkadaşlarıyla, halkıyla kurtaran ve bize bir yurt bırakan Kemal’in ruhunu şad etti.

Bizi de ağlamaktan perişan etti ama kendimize geldik, varız dedik, ölmemişiz dedik, eğer aramızdan biri hem de elinde ok, yay, pala olmadan çektiğimiz  Azapları yüklenip  Azap Askeri olabiliyorsa   bizde ‘Adalet’ isteyebiliriz dedik.

ÜZÜLME İSTANBUL

Ve güzel İstanbul, Maltepe’de kucakladın ülkenin dört bir yanını ne söylesek azdır sana mübarek şehir.

Baş tacı ettiğin yine ülkenin dört bir yanından gelip seni mesken tutmuş meclise seçip yolladığın İstanbul milletvekillerin ne yazık ki sadece geldikleri yerlerin türkülerini söylediler de sana ait bir türkü bile  söyleyemediler.

Üzülme İstanbul’lu ...Enis Berberoğlu  bir gün çıkar ve söyler, artık ‘Gemilerde Talim Var‘ mı olur, ‘Telgrafın  Telleri‘ mi ya da  ‘Pencere Açıldı Bilal Oğlan‘ mı, hangisi olursa ve bir adım atar İstanbul’u  kalp etmeyi ve İstanbul’un unutulmaması gereken bir fikir olduğunu  hatırlatmaya.

Maksadım kırmak değil ama çok kırıldım bu kadarını da yazalım bir İstanbul’lu olarak.

KAYDA GEÇTİK sevgi ve saygıyla, elimizden gelen budur.

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Yasemin Kutsi
Ratingler için tıklayınız!