Görgüsüzler ve ... - NECEF UĞURLU

Görgüsüzler ve ...

26.12.2016 | 999 kez okundu


Görgüsüzler ve Dücane Cündioğlu’nun Değerli Yalnızlığı

KAYDA GEÇSİN


Lüks yaşam yoksulluğun karşıtı mıdır, tam değil.

Sanat, resim heykel, moda lükstür bunu inkar etmek budalalık olur, değerli sanat bal gibi lükstür demek doğru olur mu, hadi ucuz değildir diyelim ve parayı aradan çıkaralım, lüks yoksulluğun karşıtı bir olgu değildir.

Bir sanatkarın amacı paha biçilmeze ulaşmaktır.

Para doğal sonuçtur değerli olan şeyler ‘ucuz’ değildir.

Para kazanmaması başka bir meseledir ve yapılan işin değeriyle ilgili olmayabilir, mesela ‘Tabutta Rövaşa’ önemli bir filmdir, değerlidir ülkesinde gösterime 1 sinemada 1 hafta giren bir film dünyaya dokunmuştur ama milyonlarca gişe yapanlar bunu başaramamıştır.

Sadece zengin olmuşlardır, bu filmin sonradan eklemlenen yapımcısı batınca icra yoluyla diğer üretimiyle birlikte haciz konulması çok derin bir acıdır.

Eşim Ahmet Uğurlu, ufak tefek bir adam bir başına yorumculuğuyla dünyaya meydan okumuş kazanmıştır, kazandırmıştır ama zengin olmamıştır!

‘Ucuz’u değerli kıldırmak ise bize mahsus onun için her alanda taponla mücadele etmek zorundayız. Bu ‘negative selection’ Cumhuriyetimizin hep temel zaafiyeti olmuştur. İyisi varken kötüyü tercih etmek.

Bu kadar ucuzlamanın bedelini halk öder, ülke öder.

Lüks kabalığın karşıtıdır ve Coco Chanel ömrü boyunca işiyle kabalığa karşı savaştığını söylemiştir hep.

Öyle boş laflar değildir bunlar.

Ecevit’in kasketi, Bask bereleri gibi zaman zaman ideolojilerin simgesi olmuş objeler semboller, maliyetleri düşük olabilir ama ucuz simgeler  değildirler.

Ne yazık ki simgelerimiz  uzun  zamandır görgüsüzlükle ilgilidir...

Bir kasket, bir bere 400 metre kare apartman dairesi, 3 katlı köşk, beş katlı düğün pastasından, 11 araba koleksiyonundan çok daha pahallıdır çünkü değerlidir.

Değer üretmek görgüsüzlükle mümkün değildir.

Bu nedenle bizim zenginliğimizin toplamı ne yazık ki çağdaş değerlerin çok altnda, bir facebook etmiyor, görelim bunu artık.

Görgüsüzlük denizde boğulduk son yıllarda...

Öyle ki dizilerde kullanılan zengin evlere dikkat edin içinde değerli hiç bir şey yoktur betimlenen yani tasvir edilen, değersiz yeni zenginliğin  tanımıdır bu diziler.

Ve yoksulluğun ta kendisidir.

Sosyeteye ayrılan sayfalarda poz vermiş sosyetik kadınların giyimleri de farklı değildir, noel ağacı gibi süslü olanları kastediyorum, gündüz vakti nişan yüzüğü dışında pırlanta takmayanları değil.

Çok renkli yarı değerli, değersiz taşlar gittikçe büyüyen yüzükler, küpelerle Afrika kabilelerinin kadınlarının o dünya modasına esin olan kendilerine has süslerinin yanında çok görgüsüz ve zavallı kaldık.

İnançlarımız da ne yazık ki bu görgüsüzlük girdabında yara aldı, Batı inancını sorgulayabilecek Güneşin oğlu yerine Tanrı’nın oğlunu koyanlara kırmadan, dökmeden hudut tayin edebilecek bir diskur geliştirecek kaç  tane Dücane Cündioğlu var? 

Kaldırılan Atatürk Heykeli arkasından oh çeker gibi ‘Bu bize yeter’ diyene ekran, köşe açan akıl, dini görgüsüzlerle bırakın yaymayı muhafaza edebilir mi?

Görgüsüzlük narsisttir, kendine hayrandır ve halka yayılan görgüsüzlüğe alkış tutar.

Ne yazık ki artık cenazelerimiz bile görgüsüzdür, öyle ki ölenler öldükten sonra bu acıyı çekmek zorunda kalıyorlar.

Görgüsüzlük uygarlığın ödeyebileceği en korkunç, en acı bedeldir .

Dücane Cündioğlu Halk TV’de Gürkan Hacir’in Şimdiki Zaman programında bütün bu görgüsüzlükler, kabalık, vahşet karşısında soluk aldırdı.

Yalnız doğarız, yalnız ölürüz, aslında yalnız da yaşarız, aradaki hayat dediğimiz zamanda yaşanan aşklar, dostluklar yalnız olmadığımıza dair bir illüzyondan ibaret ise, asıl değerli yalnızlık Dücane Cündioğlu’muzun yalnızlığıdır, her türlü görgüsüzlükten azade.

Yazının taç beyitleri onun sözleri olsun:

‘Herkes kendisinden esirgenen şeyler hakkında saplantılıdır. Neden mahrum olduysa, neyin yoksulluğunu/yoksunluğunu çektiyse, muhtemelen o şeyle ilişkisi sapkınca değilse bile saplantılı bir biçim kazanacaktır. Mecburen değil ama, muhtemelen. ‘

‘Yaşamında yeni bir sayfa açmayı beceremeyenlerin en büyük hatası budur işte! Geçmişlerinden ötürü bütün hayatlarını mahvetmeye çalışanların, nasıl tevbe edeceklerini bilmeyenlerin… İşlenen günahların ceremesini bütün hayata ödetmek! ‘

Kayda Geçirelim,

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Yasemin Kutsi
Ratingler için tıklayınız!