RÖPORTAJ HABERLERİ

Hülya Koçyiğit: "Sorgulayan sinemayı seviyorum"

Hülya Koçyiğit:

Bu yıl yedincisi düzenlenen Malatya Uluslararası Film Festivali'nin ulusal uzun metraj yarışmasında jüri başkanı olan Hülya Koçyiğit, sinemanın sorgulayıcı yönünü sevdiğini söyleyerek "Sinema dilini eğitimin bir parçası olarak görüyorum" diyor.

Yeni Şafak'tan Hatice Saka'nın röportajı...

* Türk sinemasında dile kolay 50 yıl boyunca hiç çizginizi değiştirmeden kariyerinizi sürdürdünüz. Hep halkın takdiri ve beğenisini kazandınız. Bunu neye bağlıyorusunuz?


Onurlandırıcı birşey. Hayatım boyunca bu sevgiye layık olmak için çalıştım. Bunu önce dürüstlüğe, sonra iyi niyete ve açık kalpliliğe bağlıyorum. Çünkü kendimi hiç farklı gösterme çabam olmadı. Kendimi aşıp bir önce yaptığımdan daha kaliteli ve iyi işler yapma çabasında oldum. Tabi ki yanlışlarım da olmuştur. Ama bu yanlışlarımın zaman içerisinde insanlar tarafından dürüstlükle, samimiyetle karşılandığını düşünüyorum. Hep en iyinin, en doğrunun arayışı içerisinde oldum. Kendimi sorumlu hissettim.Bu sorumluluk hitap ettiğim seyirciye olan saygımdan kaynaklanıyor. İnsan herşeyin en iyisini hak ediyor ben de bu düşünceyle çalıştım.

* Sinemaya başladığınız ilk film "Sussuz Yaz" oldu. Türk sinemasının kilometre taşı olan filmlerinden birinde oyunculuğa başlamak sizin için avantaj mı yoksa dezavantaj mı oldu?

İlk film için o kadar büyük ve çarpıcı başarı ki, sadece kendi ülkemde değil dünya sinemasında da etkisi büyük oldu. Elbette bu bana beraberinde çok büyük bir sorumluluk getirdi. 'Eyvah aynı çizgiyi nasıl tutturucağım' diye korktum. Hep o filmdeki başarıyı aradım ama kolay değil aynı başarıya ulaşmak. Çünkü uzun yıllar, daha çok fiziğim ve yaşım nedeniyle genç kız, romantik kız, modern kız rollerini oynadım. Geçen yıllarda ise mesleğimi ve içinde yaşadığım toplumu tanıdım.

* Mesleğinizi tanıdıkça ne gördünüz?

Yaşım ilerledikçe dünya görüşüm olgunlaşmaya başladı. Arayışlar içerisine girdim ve bu aslında gerçeği aramaktı. Sinema toplumun aynasıdır ve çağının şahididir. Bu sözler çok önemli, yaptığımız işin kalıcı bir özelliği var. Onun için hep bu bilinçte arayışlarımı sürdürdüm. Ne kadar önemli bir iş yaptığımızın farkına vardım. Sinema dilini çok önemsiyorum. Sinema diliyle insanlarla kurulan iletişime önem veriyorum. İyi bir film 50 yıl sonra izlendiğinde bile etkisini sürdürür. Mesela ben "Susuz Yaz" filmini 50 yıl sonra teknolojik olarak yenilendikten sonra tekrar izledim ve yine büyülendim.Ve tabi ki sinema demek yönetmen demek. Çok şanslıydım ki sinemamızın en iyi yönetmenleriyle çalışma fırsatı buldum.

TOPLUMSAL GERÇEKÇİ FİLMLERİ TERCİH EDERİM

* Yönetmenlerden konu açılmışken Metin Erksan ile yaptığınız toplumsal gerçekçi Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi gibi filmleri ayrı bir yere koyar mısınız ?


Sinema, uzun yıllar bu tarz filmlere izleyici bulamadı. Seyirci daha popüler işleri seyretmeyi seviyordu. Ama sinemamız üretmek için çok çabaladı. Nitekim 70'li yılların sonunda 80'li yılların başlarında seyirciyi biraz daha zorlamaya ve daha çok toplumsal içerikli filmler yapmaya başladık. Elbette bu filmlerin yeri benim için her zaman çok daha özel oldu. Çünkü gerçek insanı ele alıyorsunuz ve o insanı toplumun gözünde bir yerlere oturtmaya çalışıyorsunuz. Yani bu işin sloganlarla yapılmayacağını gösteriyorsunuz. Gerçeği verdiğiniz zaman insanlarda o konuyla ilgili farkındalık oluşuyor ve sorular sormaya başlıyorlar. Bu bir sorun ve biz bu sorunu yaşıyoruz. Ne yapabiliriz diye düşünmeye başlıyorlar. Sinema yoluyla insanlar hayatlarını sorgulamaya başlıyorlar. Onun için sinemanın dilinin hayatımızda etkin bir rolü var. Sinemanın bu yönünü çok seviyorum ve eğitimin bir parçası olarak görüyorum. Dolayısıyla bu filmlerin etkili olduğunu düşünüyorum. Hala bugün de o tarz filmlerin arayışı içindeyim.

* 60'lı ve 70'li yılların Yeşilcam filmlerindeki sıcaklık ve samimiyet hala yakalanamadı. O dönemin sinemasını böyle özel kılan neydi?

O dönemde yapılan filmlerde teknolojik imkanlar çok yetersizdi. Bir takım aletlerin etkisini vermek için en ilkel şartlarda emek veriyorduk ve bu durum sıcak bir ortam oluşturuyordu. Filmlerin hikayeleri de çok sıcaktı. Bir mahalle kültürü vardı. İnsanlar birbirinin hatrını sorardı. Birlikte bir şeyler yaparlardı. Bugün yaşam içerisinde pek de rastlayamadığımız şeyler bunlar. Özellikle büyük şehirlerden bahsetmek istiyorum. Herkes bir hayat mücadelesi veriyor. Bir ev halkının neredeyse tüm fertleri çalışıyor. Ekonomik şartlar değişti. Bütün dünya genelinde şiddete eğilim var. Sanki bu dünya bize yetmiyor. O pastadan ben de bir pay kapmalıyım diye insanlarda bir hırçınlık başladı. O zaman ne oluyor. İnsanlar mekanikleşiyor. Bu arada insan ilişkileri azalmaya başlıyor. İnsan ilişkileri için elimize bir alet veriyorlar oradan birbirimizle haberleşiyoruz. O filmlerde rastladığımız Türk insanının yaşam biçimini, alışkanlıklarını, sevdasını hatta müziğini özlüyoruz. Halbuki onların yerine yenilerinin üretilmesi gerekirdi. Kaybettiklerimize üzülüyoruz. Televizyon dizilerinde onları yakalamaya çalışıyoruz. Çoğunlukla onu da tuturamıyoruz, samimiyeti yakalayamıyoruz. Bir yapaylık oluyor. Bu dizilerin içlerinde iyi ve uluslararası yönü olanlar var. Saygı duyuyorum ama eleştirilecek yönleri ise yadsınamaz.

GENÇLER ÜMİT VERİYOR

* 7. Malatya Uluslararası Film Festivali'nin ulusal uzun metraj yarışmasında jüri başkanlığını üstlenmeye nasıl karar verdiniz?


Malatya Film Festivali'ne katkıda bulunmak üzere jüri başkanlığı teklifini büyük bir memnuniyetle kabul ettim. Çünkü bu tür festivaller her yönüyle sinemanın öneminin vurgulanmasına vesile oluyor. Üstelik Malatya, eğitim oranı oldukça yüksek ve çok medeni bir kentimiz ve burada kültüre değer veriliyor. Sinemamız için bu tür festivallerin anlamı ve katkısı büyük oluyor. Ben de bu işin içinde olmaktan mutluluk duyuyorum. Genç sinemacıların önün açılmasına olanak sağlanması beni sevindiriyor.

* Yeni dönem sinemasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Yeni dönem sineması dediğimiz zaman benim aklıma, daha çok üniversitelerin sinema bölümünde eğitim görmüş, kısa filmler çekmiş iyi birer sinemacı olmaya aday olan gençler geliyor. Bu gençlerin dünyada yeni bir ufuk açacaklarına inancım var. Eskilere göre daha girişimci ve zorlayıcılar. Bir yandan devlet desteği alıyorlar, diğer yandan sponsor buluyorlar. Ve de en önemlisi sinema yapmak için büyük bir enerjileri var. Tabi ki onları çok yakından takip ediyorum. Bu gençlere katkı sağlamak için yapılan festivaller çok güzel bir arena oluyor. Filmlerini gün ışığına çıkartabiliyorlar ve ödüllendiriliyorlar. Festivaller onları motive ediyor ve heyecanla işlerini yapıyorlar. Bunun için genç sinemacıları tüm kalbimle destekliyorum. Çünkü onlar benim mesleğimin geleceği.

Dizilerde olmak istemiyorum

* Son günlerde "Ayla" filmi adından çok söz ettiriyor. Babam ve Oğlum filminden sonra belki ilk kez tüm Türkiye'yi etkileyen bir film oldu. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz ?

"Babam ve Oğlum"
çok sıcak bir hikaye idi ve başarısı da gerçek hayatta bir karşılığı olmasından kaynaklanıyordu. "Ayla" filminde de bir yaşanmışlık öyküsü var. Bence Türk sineması için değişik bir konu ve dünya sinemasında açısından da güçlü bir örnek. Böyle bir hikayenin Oscar ödülünü hak ettiğini düşünüyorum. Bu tarz hikayeler seyirciyi hemen kavrıyor. Sinema hikaye anlatma sanatı. Onu da yapacak olan yönetmen, bizler ise bir araç oluyoruz. Umarım "Ayla" filmi dilediği başarıyı elde eder.

* Sizi uzun zamandır izleyemiyoruz. Önümüzdeki dönemler için bir projeniz var mı?

Her zaman iyi projeler denk gelmiyor. Ben de ince eleyip sık dokuyorum. Biraz zor seçiyorum. Galiba hayal ettiğim işlerle karşılaşamıyorum. O yüzden ekranlarda yokum. Ancak her an her şey olabilir.

* Son dönemin en popüler işleri diziler. Neden dizilerde rol almıyorsunuz ?

Bir dönem dizilerde rol aldım. Fakat doğru seçim yapmadım. Allah biliyor ya dizilerde oynamak hiç istemiyordum. Hep sinema ile anılmak istedim. Uzun yıllar sinema ve tiyatroda çok iyi işler yapmış sanatçılar, seneler sonra dizilerdeki rolleriyle tanınır oldu. Bu benim gücüme gidiyor. Hep, sinema sanatçısı olarak kalayım diyordum. Fakat bir çok insan sizi televizyonda da görmek istiyoruz dedi. Gönülsüz olarak başlayınca yaptığım seçimler de doğru olmadı. Bu nedenle bir daha dizilerde rol almayı düşünmüyorum. İyi bir film projesi olursa hayır demem.

* Hastalığınız sizi sevenleri epey korkuttu. Şimdi yoğun bir tempoda çalışyorsunuz. Sağlık durumunuz nasıl?

Çok iyiyim. Benim en büyük şansım hastalığımın erken teşhis edilmesi oldu. Hiç ummadığım bir anda doktor ameliyat olursanız kurtulursunuz dedi. Hastalığımın çok başında ameliyat oldum. Uzun süre tedavi olmam gerekmedi. İnsanlara şu mesajı vermek istiyorum. Kanser erken teşhis edilirse tedavi edilebilir bir hastalık. Lütfen erken teşhisin öneminin farkında olalım.
  • Bu Haberi
Yasemin Kutsi