İki Trajedi Kahramanı - NECEF UĞURLU

İki Trajedi Kahramanı

07.02.2018 | 553 kez okundu


Cumhurbaşkanımız ve Kılıçdaroğlu

KAYDA GEÇSİN


Birbirlerinden korunmak için koruma isteyen bir zamanların arkadaşları çok ‘kaliteli’ bir arkadaşlık sergiliyorlar. Bu duruma taraf olanların konumu ise en içler acısı, her iki tarafla ilişkilerini belli bir dengede tutma çabaları ‘Tansiyonun nasıl’ gibi insani ilgilenmeler filan ise kötü oyunculukların devamı halinde!

Seren ve Gülben’den bahisle girdik, distopya konumuz.

Tam bir distopik medya ile karşı karşıyayız, hani filmini, romanını gördükte kamu yayıncılığında böylesi çok nadir herhalde.

Distopya, günümüzde ve gelecekte ideal olan toplumun -buna ütopya diyebiliriz-, giderek kötüleşeceğini, özellikle düzenin insanları terörize edip toplumsal bağların yok olacağını ortaya koyan bir bakış açısıdır. Kötümserdir ve Distopik Toplumlarda arzu edilmeyen olaylar olur ve kaos hakimdir.

Kaos ve şiddete güzellemeler yapan hakim olacağını anlatan roman ve filmlere de distopik film, romanlar denir.

Son zamanlarda artan şiddet olaylarından mı nedir ya da devletlerin baskıcı yönetimlerinden midir bilinmez bu eserler çokça rağbet görmektedir dünyada ve ülkemizde de pazarlanmaktadırlar.

Bizde ilaveten  medya da böyle bir durum görüyoruz: 

Güldürmeyen güldürüler, dayaksız, cinsel bunalımsız, küfürsüz kavgasız olmayan diziler, gösteriler, tv programları falan filan.

Bütün bu kaosun içinde milliyetçilik ise en zavallı günlerinde.

Sürekli ABD’ye karşı haykırış içinde olup, okullarında okumak, dizilerine öykünmek, emlaklarına yatırım başka bir milli distopya herhalde.

Medya sayesinde her alanda kayış koptu.

Aynı zamanda çok işe saldırmakla çok yönlü olmak arasındaki farkı unutan bir medya sunumcuları ekranlarda dudak temrinleri yaparak kendilerinden vakit bulduklarında haber veriyorlar!

Hoş kimsenin fark ettiği yok çünkü kimsenin umuru değil.

'Yaz, yönet, oyna, besteyi yap, hatta gitarı da çal ….‘ Hak adalet memleket hepsi Atçalı Kel Memet  tarzı bir çok yönlülük , böylesini  Allah hiç bir millete  vermesin bir tür veba gibi, distopyayı besleyen egomani işin başka boyutu.

Kültür malumunuz  insan topluluklarında sosyal davranış biçimlerinin temelindeki normlar, antrapolojide merkez alınan bir kavram, öğretilmişlik var işin içinde hem de ekonomiden, sanat, edebiyata, şiire, yemeğe, duygulara yani aşka, nefrete, öfkeye bir uçtan bir uca pek çok alanı kapsayan bir gerçek, gerçeğimizi kaybettik yahu yani kültürümüzü.

Bizlerin bu uyuzluklarla ne ilgimiz var diye içinizden geçmiyor mu?

Ve bu durum dar bir çevreyi, sadece Cumhurbaşkanını veya muhalefet liderini eleştirmek arındırıyor! 

Ne bu yahu!

Kültür’ü ise sadece saz çalmak, tiyatro sanmak hümaniter bilimler dersi talebinde bulunmayanlar için yetip artıyor bile!

Hangi partiden göründüklerinin ne önemi var zil takıp oynuyorlar.

Bu bağlamda iktidar ve muhalefet liderlerleri de maalesef:

İyi, kötü, doğru yanlışların karıştırılarak  kişisel mesele ve çıkarlar doğrultusunda ortaya karışık sunulduğu distopik bir ortamın kurbanları!

Bazı sözlere kızabiliriz ama doğrudurlar, kimin ağzından çıkarsa çıksın bizimde doğru algılamamız gerekir, kamu yayıncılığı yardımcı olur.

Liderler doğru sözlerini birleştirip kötülük, karanlık salgılayan distopik ortamlardan bizleri çıkartmak zorundalar.

Bu bağlamda Sayın Kılıçdaroğlu’nun daveti önemlidir.

Dünya gençliğinin Musk’ın uzaya fırlattığı araba için sevinç çığlıkları attığı bir insanlık aşamasında   bizim gençlik gülmeye hazır sevk edildiği komikliklere el çırpan maymunlar gibi olamaz.

Saniyen ne Seren 3 günlük hapis cezası ile ‘Altona Mahkumu’ ne de onu içeri atmaya vesile olan   Gülben bir adalet savaşçısıdır ve kimsenin umurları da değildirler.

Oysa bilhassa kendini var eden hırsı ve çalışma azmi ile Gülben’in ve hep rahat, dert yüzü görmemiş kişilik sergileyen Seren’in hiç olmazsa yapabilecekleri başka şeyler için gayretleri olmalıydı.

Onlar popülariteleri, maddi imkanlarına karşın: 

Kabak tadı veren bir medya şablonun etkilemeyen dram kahramanları olmayı tercih ettilerse yazık, tabii tercih kendilerinin ise.

Liderlere dönecek olursak ‘Siyasi Dengeler’ adı altında bir dram yaşatılıyorlar.

Ben kimim ki halk kitlelerine hükmeden iki lidere acıyayım, acımıyorum zaten sadece yanyana, hatta karşı karşıya gelmemeleri beni acınacak hale getiriyor.

Zaten ağzını her açtığında doğduğu, büyüdüğü ve temsil ettiği İstanbul yerine ailesinin terk ettiği   yani bir nevi boşalan geride bıraktığı Anadolu’nun parçası olmakla tuhaf bir şekilde övünen temsilcileri olan bir İstanbulluyum ve acınacak haldeyim tıpkı İstanbul Şehri gibi.

Bu distopik ortamdan bizleri çıkaranlar yok mu, zaman zaman elbette var.

Fatih Ertürk’ün programında ‘ABD gibi bir müttefikin varsa düşmana gerek yok‘ mealinde sözleriyle gecenin manşetini atan cesur yürek Prof. Hasan Ünal genel değerlendirmeleri, analizleri  akıl hasreti çeken acınası halime doğrusu biraz melhem oldu.

Fatih Altaylı’nın Teketek programında ise Zeytin Dalı Harekatı ve Ortadoğu’nun su kaynakları, anlaşma ve politikalarını son derece bilimsel ve disiplinler arası alakalarıyla anlatarak biz izleyicileri bilgilendiren Büyükelçi Oğuz Çelikkol, Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız ve Prof. Ömer  Lütfü Şen umarım devam ederler.

Bu distopik ortamda aydınlattılar.

Şimdi başından ‘Türk’ ibaresi kaldırılacağı söylenen Türk Tabipler Birliği ve Barolarımız tuhaf bir tehditle karşı karşıya!

Anlamadım, Fransız Tabiper birliği ve Japon Barolar Birliği mi olacaklar?

Bu ortamda yazmak zor, tehlikeli ama ‘yazınca üzerime saldırıyorlar‘ diye çekilenleri savunmak da bir o kadar doğruları söylemiyor, Şimdi  bulaşmıyorlar keyifleri hep yerindeydi hepsi bu.

Saygıyla Kayda Geçirdik Efendim

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Ratingler için tıklayınız!