Kalp Kırdınız İşiniz Zor - NECEF UĞURLU
Ana SayfaYazarlarKalp Kırdınız İşiniz Zor

Kalp Kırdınız İşiniz Zor

17.07.2017 | 840 kez okundu


KAYDA GEÇELİM

Aklı, namusuyla insani, uygar bir hayat yaşamak isteyen insanların kalbi çok kırıldı ve kırılmakta.

Bunun tamiri zordur, toplumsal öfkeyi körükleyen dil, medya ve siyasetin başaracağı bir iş değildir kaldı ki böyle bir niyetleri de yok, onlar öfke üzerine bir hesap kurmuşlar.

Öfke kontrol edilebilir, satın alınabilir ama kırık kalpler öyle değil, sessizdir ve affetmez.
Öfke günlük hayatımızda hep vardır, mesela: çürük sokuşturan, manav, müşterisini kazıklayan esnafa öfke duyulur, zaten yakalandıkları an alttan alırlar, telafi ederler ve kin güdülmeden yola devam edilir.

Kalp kırıklığı öyle değil, ilaçsızlıktan evladını, çatışmada eşini, babasını  kaybeden kadınların kalpleri kırıktır.
Haksız yere işinden olan, evladını okutamayan, kendisine haksızlık yapılan ama karşı koyacak gücü olmayan, kocasından dayak yiyen, emanet ettiği kurumlarda evladı tacize uğrayan, aldatıldığını hisseden yaşamı cehenneme çevrilen onuru ile oynanmış insanların kalbi kırıktır.

72 T Otobüsünde seyahat edenler nihilist laiklerdir diyene veya Soma Faciasını Potasi ile karşılaştırana öfke duyulur, acınır, gülünür ama onu piyasaya sürenlere kırgınlık.

Elbette para kazanmak kolay değildir ama parayı ve karşılığında isteneni reddedebilmek  daha da zordur, reddedemeyen insanlardan tiksinilir, öfke duyulur, sinir olunulur ama onlara bu fırsatları veren düzenek hele devlet eliyle ise kalp kırar, umutsuzluk getirir.

YOKSA,

Deniz dudak dudağa öpüşmüş, kıç kıça öpüşülmez zaten,
Yok efendim Mikonos’da kına gecesi sayıları bir avucu geçmeyen kız çocukları bir eğlenmişler bir eğlenmişler, onlar nereye gitseler zaten  eğlenme halindeler Mikonos’a kabahat bulmayalım.
İnstagramında tabakta domates salatalık resmi koyan ve varlığını alenen tanınmış kişi yani ‘public figur’ olarak tanımlayan ahmağın, Mandela, Clinton, Gandhi ile aynı ‘Public figure‘ olmadığı aşikar ama nerede ise onlarla bir muamele görüyorsa, iş buluyorsa arıza burada.
Eşinin jartiyer li mi, yoksa sütyenli mi yoksa pazen gecelikli mi halini  beğendiğini açıklayıp ‘public figure‘ olmaya hazırlanana öfke yükselir ama kalp kırılmaz, kim ki hayatımızda, komşusu düşünsün.  

Ama bu yapılanmanın ısrarcılarının da anlamadığı, gerdikleri zaman öfke, gazaptan ziyade, çünkü bunlar control edilebilir, asıl toplumun kalbini kırdıklarını ve bunun onlar için silinme olacağını görememeleri.

Üstelik medya patronlarının işleri medya ile sınırlı değil.

Öfkeler neticede dindirilebilir, ama kırılan kalp, insan onuru unutmaz.
Sessiz kalp kırıklarını hiç bir korku, işkence durduramaz.

Yüzük, servet övünmesi, uyduruk aşklar, tavuk pazarı şiir ve laf paylaşımı, dizi mizi ayrıntı, bunlar için sokağa dökülecek değil kimse.

Neticede öfkelendiklerimiz çeşitli rollerde her zaman hayatımızda oldular, lakin bu kadar baş rollere soyunup azıttırmadılar.

Faruk Bildirici yazısında reklamlarla ilgili ve ilişkili  durumun Hürriyet’e özgü bir hal olmadığını örneklerle vermiş ve haklı.

Yoksa devletlerin bazen bırakın bu kıymetleri kendinden menkullere
pezevenk, orospulara, çakma kabadayılara bile ihtiyacı olur vardır bir nedeni  benim yapamadığım işleri yapıyor olabilirler, sual etmek ne haddime...

Açık konuşalım kırgınlık artıyor ve teselli edecek medya yönetimi yok, inadına yükseltiyor.
Seçim sandığında değiştirilebilecek bir aygıt değil ki medya halk oylarıyla  indirsin ancak öne sürülenlere yolda görürse yapacağını yapıyor, şiddet filan olmadan, çoğu pastanede bile oturamıyorlar kendi ifadeleri var.

Ötesi ayrıntı
Son nefesini vermekte olan medyanın öne sürülen oyuncularının   durumlarını
Ben giyotine giderken cellatının ayağına basıp ‘Pardonnez – moi  mösyö‘ yani özür dilerim diyen Marie Antoinette’e benzetiyorum, son sözleriymiş kadıncağızın başı gövdesinden ayrılmadan önce, çok acıklı.

Bizimkiler ise cellatlarına nerede ise ‘akşama neredeyiz‘ diye soracak ya da kafalarını giyotine koymadan önce bir instagram paylaşımı selfie çekecek haldeler, Marie Antoinette’den beter durumları.

İmparatoriçe celladından özür dilerken bir başka Fransız, Barok müziğinin  ünlü kompozitörü Jean- Philippe Rameau’nun ölüm döşeğinde tepesine dikilmiş ilahiler söyleyen papaza son nefesinde söylediği sözleri ne olmuş dersiniz?

‘Tepemde dikilmiş şarkı söylemen ne cüret, detonesin‘

Ee biri sanatçı, öbürü İmparatoriçe arada zeka farkı olacak tabii.

İmparatorlar, İmparatoriçeler boş işler, kendisine krallık teklifi yapanlara  'Kafasında taçla dolaşacak başka budala bulun' diyen kimdi acaba, masallarda iyi de gerçek hayatta ilüzyondan ibaretler, gerçek olan kalbi kırık halk.

Medya Efendileri Kalp Kırdınız işiniz zor.

Saygı ile kayda Geçsin, ülkemin bütün kalbi kırıkları.

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com.


  • Bu Yazıyı
Yasemin Kutsi
Ratingler için tıklayınız!