Medya, Fabrikasyon Sefaleti - NECEF UĞURLU
Ana SayfaYazarlarMedya, Fabrikasyon Sefaleti

Medya, Fabrikasyon Sefaleti

21.08.2017 | 1600 kez okundu


Kayda Geçsin

Fabrikasyonla kastım malum, pek değeri olmayan sıradan, uyduruk işler.

Fabrikasyonun fabrikatörlerinin uzun zamandır ‘çalışmalarında‘ temel prensipleri karşılarındaki insanların akılsız olduğu varsayımına dayanıyor.

Çok da haksız olmayabilirler, lakin akıl yoksunu, cahillerle iletişim kurmanın  kendilerini üstün kıldığını düşünmeleri, çıtayı yükseltememelerinin aslında kendi kalibrelerinin çok düşük olması gibi bir nedene dayandığı gerçeği artık güvenlik sorunu.

Özellikle kamu yayıncılığı, diziler, programlar moraliteyi yükseltemiyorsa , etkilemiyorlarsa yapılan ‘başarı show’ ları kime acaba? Aldatılan onlara kaynak sağlayan para gücü ise bu da çok tehlikeli değil mi?

Artık özellikle medyada ve yan tesirlerinde fabrikasyon kendiliğinden sıçramalı bir şekilde gidiyor yani Ipso Facto! Fiili durum bu.

Dünya ‘hiper demokrasi‘ planlayanlarının kurduğu oyunlarda, öncesi korkunç savaşları, kıyımları öngörür ve kısmen uygularken ve eski ittifaklar bir bir çuvallar yenileri yapılırken bunu görmeyen bir medya düzeni güvenlidir diyebilir miyiz?

Elbette tarihi öngörmek kolay değil, olaylar, insanlar hatta bir insan bile herşeyi altüst edebilir, bu hunharca planlanan akışı tersine çevirebilir. Atatürk’ü böyle okuyalım, altüst etti, akışı değiştiridi.

Bu umut olmasa nasıl yaşarız? Bu yüzden dünya fark yaratabilen insanlarını arızalı olsalarda yangından ilk kurtarılacak kıymetler olarak koruyor, bizim gibi hoyratça ziyan etmiyor.

Bu sebepten son yıllarda itibarsızlık, kredibilitesizliğin yoğunlaştığı alanlar saymakla bitmez ama medyada ölçü kaçtığından iş güvenlik sorunu ve sıkıntı halini aldı.

Dünya geleceğinden en yüksek, en iyi payı istemeli ve almalıyız, eğitimden, sanata politikaya, bilime. Bu kadar itibarsız, kredibilite sorunu yaşayan  medya zihniyetiyle bir yandan mücadele ederek işler daha da zorlaşıyor.

Geleceğin teknolojileri, hakkaniyete dayalı, yaratıcı  sınıfa izin verilen  ve elde tutulan bir toplum yaratılmak isteniyorsa, ‘Yeni Türkiye‘ ile kasıt buysa artık diziler dahil, yarışmalar, programlar özetle televizyonlar yeni bir bakış, akış belirlemek ve içeriklerini gözden geçirmek durumunda.. Asla savunulamayacak şeyleri savunmaya kalkmanın anlamı yok. Mesela  kurmaca evlilik programları, ne anlattığı önerdiği belli olmayan dizilerin savunulacak bir yanı yok.

Dünya yayıncılığının dizileri filmleri zihinlere bir silah gibi doğrulttuğu kimsenin meçhulü değil, nerede ise dünya tasarımlarını anlatıyorlar sonra uyguluyorlar. Kararsız olduklarında diziye ara veriyorlar iş gerçekle illüzyonların iş birliğine dayanmış durumda…. Dizi kahramanları ise bu ritime uygun dizayn ediliyor. Karakterlerin dönüşümü gelecek tasavvurlarının değişimine paralel gidiyor.

Elinizi vicdanınıza koyun bizim dizilerde mesleki onuru uğruna sürülmeyi göze almış bir kahraman savcı, doktor var mı? Ömrünü cehaletle savaşmaya vermiş ve bedeller ödemiş bir öğretmen var mı?

Yoksulluk, yoksunluk içinde insan kalabilmiş bir kadın hikayesi var mı?

Birlikte yaşama iradesini herşeyin üzerinde tutan ve dayanışma içinde bir kasaba hikayesi var mı? Başörtülü ve başı açık iki arkadaş dışına çıkmıyor birlikte yaşama iradesi dizilerde.

Hala kasabaya değiştirme iradesiyle gelmiş bir doktor, iş adamı yerine kahraman olarak kasabaya batmış bir iş adamı geliyor ve otel açıyor!

Hemen her dizide özellikle zenginlerin evliliklerde ikinci kadının varlığı va , eş olan kadının salak olduğu için yıllar sonradan anladığı!

Camide vaız sonrası cemaatine ‘Ben yanıldım sizlere doğruyu söylemedim, özür dilerim, beni affedin’ diyen veya imanına ihaneti ile hesaplaşan bir imam kahraman var mı?

Dizi, rol icabı olsun razıyım, yok.

Bunların savunulacak yanı yok ve kimseyi de oyalamıyor. Siyasette ise inkar edilmesi mümkün olmayan şeyleri inkar etmeye devam etmekle nereye kadar gidilir. Kabataş Olayı neydi, özür olmadığı gibi ortak deklerasyon yayınlayanlar hala piyasada gazetecilik yapıyor, iş güç sahibi. Savunulacak bir yan yok.

Yalan söylemiyeceksin. Yalan yalandır, usulünce söylenmişi filan yok, yalandan yakalanınca yalancı olunur, bu temel kural bile hiçimseniyor.

Sağlam entelektüel tartışma yerine Ertuğrul Özkök’ün sağa sola laf yetiştirmeleri var, hele son haftalarda kavga edecek Gülben’ini arayan Hülya’ya döndü bende adamı her şeye rağmen akıllı zannederdim.

Dünya iyi kötü gelecek 50 yıla hazırlanırken yetti artık bu saçmalıklar, hiper demokrasi öncesi, hiper imparatorluk, hiper çatışmayı tartışıyorlar, nükleer tehditlerin ortasında Bizim Cumhurbaşkanımızın eline yay verip afiş yaptıklarında elbette moralim bozuluyor .

Aşırı servet, zenginlik medyada utanmadan övünenler yaratırken zihni  sefaletlerin yaratıcısı olmaktan da bunları beseleyen sermaye kendisi  utanmıyor.

Türkiye fark yaratmış, yaratmak için kurulmuş bir Cumhuriyet, daha düne kadar toprakları işgal altında olan Almanya yeniden elde ettiği bu kadar gücü fark yaratan insanlarına borçlu değil mi? Fransa Vichy hükümetinin bile  utancından kurtulup fark yaratan, hesaplaşan insanları sayesinde itibarına kavuşup yoluna devam etmedi mi?

Çok uzatmıyayım, döküntülüğün kimseye hayrı yok, ‘ee kumaş bu’   bahanesiyle durumdan vazife çıkarıp ‘işine bakan‘ palavracılara teslim edilecek bir ülkemiz yok Vatanseverlik her yerdedir, soluduğumuz havada, suda, fabrikalarımızda, gelecek tasavvurlarmızda, çocuklarımızda, aşklarımızda, sevişmelerimizde, şiirlerimizde ayrılıklarımızda ve düşe kalka devam etme irademizde, yeter ki bu döküntülükten, döküntülerden kurtulalım artık.

Halkın içinde gezenler bilir, her alanda bilimden, sanata medya fabrikasyon imalatlatı şöhretlere halkın ne isimler taktığını, ben hatırlatayım:

‘Lakerda Sovanı ‘Pöstekili İskeletor‘ , ‘Bok yiyen‘ , ‘İstepneci’ ‘At Yelesi Kafalı’ , ‘Embesil ‘ ‘Dolma Dudak’ ‘Kalın Ense’ ‘ ‘Çakal’ ‘Yaratık’ ‘Kayışı Kopmuş’ ‘Yanki’ ‘Erotik Eşek’ ‘Dam Yarması’ ‘Sünger’ ‘Azman’ ‘Beyin Özürlü’ ‘Antartikalı’ ‘Paranormal Adam’  bu yakıştırmaların ekranlarda görünen insanlara yapılması yeterince açıklamıyor mu herşeyi, uzatmaya hangi lakabın halk tarafından kime niye verildiğini, kastedilen kişilerin halk tarafından nasıl anlamlandırıldığını anlatmaya gerek yok. Benim işimde değil.

Kim kimi kandırıyor acaba, bunlar ‘işlerine bakıp’ para kazandılar, lakin devlet ‘işlerine bakan’ları ‘Haddini aşanları' korumaz, ‘gereğini yapar' onlarla arasındaki büyük fark budur, onlar ‘İşlerine Bakar’ devlet ‘Gereğini Yapar’

Atatürk ve Reformları kılıcımızdır, onları bile kalkan yerine kullanmak nasıl bir sefalettir.

Saygıyla Kayda Geçsin

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Yasemin Kutsi
Ratingler için tıklayınız!