Muharrem İnce, Ayşe Arman'a konuştu

24 Haziran seçimlerinin ardından hakkında türlü spekülasyonlar çıkan CHP'nin adayı Muharrem İnce Hürriyet Gazetesi'nden Ayşe Arman'a konuştu.

Muharrem İnce, Ayşe Arman'a konuştu
Seçimi kaybettiniz ama bu seçimin ‘kazananlarından’ biri oldunuz, insanların gönlünde taht kurdunuz. Samimisiniz, sahicisiniz ve çok şeffafsınız. Bu özellikleriniz, bir siyasetçi olarak başınıza bela olmuyor mu?

- Başlangıçta evet. İlk anda yanlış anlaşılıyorum. Çünkü pek alışkın olunmayan bir durum bu. Ama uzun vadede kazanıyorum. Ben hep olduğum gibi olmaya çalışıyorum. Şiir okuyan Muharrem İnce. Öfkelenen Muharrem İnce. Ağlayan Muharrem İnce. Gülen Muharrem İnce. İnsan Muharrem İnce...

Şiir demişken, şiirlerinizin de ‘tutkulu’ yerlerinin altı çizildi, etrafta dolaştı. Rahatsız etmedi mi?

- Hiç problem değil. Onları ben yazdım, arkasındayım. Yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim. Öfkem yapamadıklarıma...

Cumhurbaşkanlığı adaylığınıza bu kadar ilgi bekliyor muydunuz? Şaşırdınız mı?

- Hayır, çünkü bu benim milletle ilk karşılaşmam değil. 16 yıldır milletvekiliyim. Daha önce iki kez genel başkan adayı oldum. Grup başkan vekilliği yaptım. Referandumda 106 yerde miting yaptım. Bu seçimde müthiş kalabalıklara hitap ettim ama referandumda da polis kayıtlarına göre İskenderun mitingimiz 55 bindi örneğin.

Ama yine de bu seçimde iş başka bir şeye dönüştü.

- Doğrudur. Az önce telefonuma baktım, telefonum bozuldu gelen mesajlardan! WhatsApp mesajları 5 bine yaklaşmış. Okuyamıyorum. Sürekli geliyor, geliyor, geliyor...

Ne yazıyorlar?

- “Sakın bu işi bırakma! Devam et! Biz senin yanındayız!” Bu 5 bin mesajın 4 bini, 30 yaş altı. Zaten miting meydanlarında da, “30 yaş altındakiler el kaldırsın!” dediğimde, yüzde 70’i 30 yaş altıydı. Buna çok mutlu oluyorum. Gençlere de hitap edebilen siyasetçi olmak istiyorum.

Sizi neden ‘umut’ gördü insanlar? Erdoğan’la polemik yapabildiğiniz için mi? Mitinglerinize büyük kalabalıklar toplayabildiğiniz için mi? Anneniz, ablanız kapalı olduğu için mi?

- Siyasette laf sokma, meydanlarda cebelleşme var. Ben de girdiğim polemiklerde yenilmiyorum. Bunu pek çok iletişim uzmanıyla konuştum. Hiçbir polemikten yenilerek çıkmadığımı söylediler. Apolet sökme dahil. Dedim ya generale, “Apoletini sökerim!” Benim ortalama bir dilim var. Bir profesörle bir çöpçünün kesişim kümesi vardır, işte ben o kesişim kümesine hitap ediyorum. Siyasette doğrusu da bu bence. İnsanlar beni kendilerinden biri gibi gördüler, bence sırrım bu. Bu önemli. Ama annemin ve kız kardeşimin başörtülü olmasının bir önemi yok. Öyle olsaydı, Yalova’daki bütün oyları almam lazımdı. Öyle olmadı.

Peki buna bozulmadınız mı?

- Hayır bozulmadım. Yalova, 81 vilayetten insanın toplandığı bir yer. Küçük bir Türkiye. Bir de ben Yalova milletvekili adayı değil, cumhurbaşkanı adayıydım.

Mitinglerde büyük kalabalıklar vardı ama oylara yansımadı. Neden? İstanbul mitingine 5 milyon insan gelmedi mi mesela? Rakamlar abartılı mıydı? Yoksa gelenler oy mu vermedi?

- Mitinge gelenler oy vermemiş olabilir, dinlemeye gelmiş olabilir ya da seçmen olmayabilirler. Daha genç olabilir, 17 yaşında olabilirler. Ya da mükerrer olabilirler, yani hem Kocaeli mitingine gelir hem İstanbul mitingine gelir. Bunun çok çeşitli nedenleri var. Ama benim aldığım o 15 milyon oy, az mı? Her üç kişiden birinin oyunu almışım! Bundan sonra her iki kişiden birinin oyunu almaya çalışacağım! Hedefim bu.

Sonuç sizin için ne kadar büyük bir hayal kırıklığı oldu?

- Tabii ki üzüldüm ama hayatıma devam ediyorum. Bakın, ben bahane üretmem, kendime bakarım. Kendi hatalarımı, eksiklerimi bulup bir sonrakinde onları tamamlamak, kendimi hazırlamak isterim. AKP’nin oyu düştü diye sevinmem. Ben üç muhalefet partisinin oylarının yüzde 20’nin üzerinde olacağını düşünmüştüm. Öyle olacak ve biz ikinci tura kalacağız. Ama onlar düşük kalınca hesap tutmadı. Arkadaşlar bana sorduklarında “Hedefim 35’in üzerine çıkmak!” dedim. “Hayal görüyorsun” dediler. “Hayır, hayal görmüyorum!” dedim. Beşi istemeyen üçü alamaz! Siyaset iddiadır. Evet, bazı yerlerde hata yaptık. En iyi yaptığımız iş, ‘Herkesin Cumhurbaşkanı’ sloganıydı. Rozeti çıkarıp Türk bayrağını takmaktı. ‘Herkesin Cumhurbaşkanıyım’ sloganına devam edeceğim. Göreceksiniz bunu başaracağım ben! Bunu burada bırakacak halim yok, iddiamın arkasındayım! Allah sağlığıma bir şey vermesin. Sağlığımda bir sıkıntı olmazsa, yeniden cumhurbaşkanı adayıyım.

En büyük hata neydi peki?

- Geç açıklandım! 50 günde ancak bunu yapabildik. Bunun 100 gün olduğunu düşünün. Örneğin 13 ile gidemedim, 68 ile gittim. O 13 ile de gitmek isterdim.

Gelelim o geceye... Ne kadar süre “Seçimde hile yapılmıştır!” diye düşündünüz?

- Bunu biraz açalım: Islak imzalı tutanaklar var. Benim konumumdaki biri, Türkiye’yi karış karış bilir. Siz bana bir il, ilçe söyleyin, ben size tahmini oyları söyleyeyim. Şimdi hile olabilir mi? Olabilir! Olmuş mudur? Olmuştur! Fakat ben 16.50’de YSK’nın önüne gittim, iki arkadaşımla birlikte. Dedim ki, “Ben buradayım. Görevinizi doğru yapın! Referandumda olduğu gibi mühürsüz oylar geçerlidir falan böyle kararlar almayın!” Şimdi size soruyorum; YSK, toplumu rahatsız edecek bir karar aldı mı? Almadı. Peki yüzde 50.1’e yüzde 50.06 gibi bir sonuç var mı ortada? Yok. Ortada kazanılmış bir seçim var. Rakibim -mutlu olalım, olmayalım- seçimi kazanmış. Bana diyorlar ki, “İnsanları sokaklara niye davet etmedin!” Neden edeyim? Etmem için ortada belgelenmiş bir hırsızlık olması lazım. Var mı? Yok! Partinin ıslak imzalı tutanakları var. Tutuyor mu? Tutuyor. YSK’nın vicdana, hukuka aykırı bir kararı var mı? Yok! E niye sokağa davet edeceğim milleti? Sadece iş olsun diye mi? “Bak helâl olsun!” desinler diye mi?

Peki o gece niye ses vermediniz? Ortadan kayboldunuz. Tamam, “Tam emin olmak istedim, bekledim” dediniz. Ama bu millet ikna olmadı. Tehdit edildiğinizi, Afgan askerlerinin geldiğini, iç savaş çıkmasını önlemek için tavır değiştirdiğinizi filan söylüyorlar. Bunlara ne diyeceksiniz?

- Komik bunlar, gülüyorum. Olacak şey mi? Bir yere kaçmadım, kaçırılmadım, karım da kaçırılmadı! Deli saçması bunlar! Perde arkasını tam anlatayım: 16.50’de YSK’ya gittim. Saate baktım, tam 6 dakikada. Sonra geri döndüm karargâh yaptığımız yere. O zaman da saate baktım, 7 dakikada gelmişim. Yani ben sadece 6-7 dakikalık bir mesafedeydim. Yanımda kimler vardı? CHP’nin grup başkanvekili Engin Altay, Meclis Başkanvekili Yaşar Tüzün, eşim, kardeşlerim vardı. Sistem kurulmuştu, televizyonlar vardı, bana seçimde yardımcı olan bürokratlar vardı. Adım adım Türkiye’yi oradan takip ediyorduk. Islak imzalı tutanaklar nereye geliyor? Partiye geliyor. E sen de takip ediyorsun. Ortada benim YSK’nın önüne gidip “Çaldırmayacağım size, yaptırmayacağım!” diyeceğim bir şey yok ki! YSK kötü bir karar aldı mı? Almadı. Peki elimizdeki ıslak imzalı tutanakta ne yazıyor? Muharrem İnce 150 oy, işlenen de 150 oy yazıyor. E ne diye bağıracaksınız? Anormal olan, müdahale gereken bir durum yoktu ki!

Peki nereden çıkıyor bu laflar?

- Bunlar delirmiş! Bunları yazanlar gerçekten hasta. Yok eşimi kaçırmışlar, yok sarayda albaylar varmış... Ya rüya gördüler ya gerçekten hastalar! Başka bir açıklaması yok.

Belki de sizi desteklemek için böyle söylüyorlar.

- Aman yok, böyle destek olmaz olsun! Bunlar tehlikeli insanlar! Diyorlar ki, “YSK’nın önüne geldiğinde neden ceketinde Türk bayrağı rozeti yoktu? Yoksa bu bir mesaj mıydı? Hep oluyordu, ama o anda yoktu!” Ona dikkat etmişler.

Neden yoktu peki?

- E çünkü yolda giderken ayran döküldü ceketime! Ben de o anda ceketi değiştirdim ve unuttum rozeti takmayı. Engin Altay’a böyle bir yorum gelmiş, bana söyledi, inanamadım dikkat ettikleri şeylere, hemen taktım. Ama yani bundan çeşitli mesajlar çıkarmak akıl kârı mı? Bunlar paranoyak! İnanın böylelerinin desteği olmaması daha iyi. Resmen kötülük yapıyor. Türkiye’de böyle kime hizmet ettiği belli olmayan bir kesim var. Sözde Atatürkçü, sözde cumhuriyetçi ama aslında değil, ortalığı karıştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar!

Ama o akşam uzun bir sessizlik olduğu da doğru.

- İyi de ne yapabilirdim ki? Sonuçların tamamlanmasını bekliyordum.

Evet ama kritik zamanlardı. Önce “Sandıkları terk etmeyin!” dediniz. Daha sonra “YSK’nın önünden ayrılmayın!” dediniz. İnsanları motive ettiniz, sonra yok oldunuz. Haliyle insanlar şaşırdı, sizden bir açıklama bekledi, yapmadınız.

- Ben, “Sandıklardan hiçbir şart altında ayrılmayın” dedim. Ve sonucu bekliyordum. Yüzde 50.6 çıksaydı ne yapacaktım? YSK’nın önünde tek tek oyları saydıracaktım. Ama çıkmadı. Millet de şuna takılmış, “Bir milyon 300 bin oyluk dalavere varsa, ikici tura kalabilirdin.” Peki bu şartlar altında ikinci tura kaldığımda, parlamento çoğunluğu da iki partinin elinde -Cumhur ittifakının elinde- ve siz yüzde 49.7 ile kaldınız. Ertesi turda alabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Mümkün değil ki! Tekrar ediyorum, hırsızlık olmuş mudur? Her seçimde olduğu gibi bu seçimde de olmuştur! Ama sonucu değiştirecek bir hırsızlık değil, bunu anlatmaya çalışıyorum. Ben bahane üretmem. Ben 15 milyon oy almışım, rakibim 25 milyon. Bir dahaki sefere o 25 milyonu ben nasıl alırım diye uğraşırım. Karşıdakini küçüksemek bir işe yaramaz!

Heyecanlandırdığınız kitlelerde bir bozgun havası yaşanmadı mı? Bir daha böyle bir rüzgâr yakalanabilir mi?

- Çok daha fazlasını yakalarız, emin olun! Bu rüzgâr 50 günlük, 500 günlük bir rüzgârı düşünebiliyor musunuz?

DİP DALGA DEĞİL TSUNAMİ BU!

‘Dip dalga’ya ne oldu? Aslında öyle bir dalga yok muymuş?


- Olur mu? Tam tersine, vardı, hatta tsunami bu! Bakın barajın önündeki sette bir tek tuğla düştüğünde, o baraj yıkılır. Biz o tuğlayı düşürdük. Kritik eşiği aştık biz. 1977’den bu yana yüzde 30’un üzerine çıkamadık. İlk kez aştık.

Yüzde 30’u aşan 50’yi de aşacaktır!

GAZETECİ GAZETECİ OLSUN AMA İNSANLIĞI DA BİR KENARDA DURSUN!

İsmail Küçükkaya’ya yolladığınız “Adam kazandı” mesajı hâlâ tartışılıyor. Hatalı buluyor musunuz kendinizi?


- Evet, hatalıyım.

Gazeteciye, “Bunu yazma!” demezseniz yazar. Bu kuralı unuttunuz mu?

- Ben gazeteci olsaydım “‘Tayyip Erdoğan kazandı’ diye mesaj attı İnce” derdim. ‘Adam’ lafını kullanmazdım. Gazeteci gazeteci olsun bir itirazım yok ama insanlığımız da bir kenarda dursun!

TABİİ Kİ O GECE ERDOĞAN’LA GÖRÜŞMEDİM

O gece Erdoğan’la görüştüğünüz doğru mu?


- Tabii ki hayır! Böyle bir şey olabilir mi?

Nereden çıkıyor bu laflar?

- Söylüyorum, kendimize karargâh yaptığımız yerdeydim. Eşim ve kardeşlerim dışında dört milletvekilimiz ile mitinglerde beraber olduğum 40-50 kişi de vardı yanımda. Hiçbir yere gitmedim, kimseyle görüşmedim. Arkadaşlar, “Açıklama yap!” dedi ama “Gerek yok, sabah yaparım” dedim.

Bunlar komplo teorisiyse, bu durum neyi gösteriyor? Türk halkının bir kısmı, Erdoğan’ın bu kadar sevildiğine inanmıyor mu?

- Diyorum ya, düşmana gerek yok. Bizim kendi içimizdeki bu mentalitemiz bize yetiyor. Ama bu böyle olmaz. Çamur at izi kalsın... Bir yarışa girmişsin, kaybettiğinde oturacaksın, hatalarını göreceksin, “Nerede eksik yaptık?” diyeceksin, yeniden hazırlanacaksın. Bakın 1699’dan 1922’ye kadar Osmanlı, 223 sene hep kaybetti. Neden biliyor musunuz? Türk generalleri Osmanlı ordusunu yönetemiyordu. Geri çekilmeyi bilmiyorlardı. Mustafa Kemal Paşa ilk kez geri çekilmeyi bildi. Kurtuluş Savaşı’ndan önce pek çok yerde yenildik. Sonra geri çekildi, hazırlandı, Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirdi ve kazandı! Yenilmişseniz geri çekileceksiniz, savunmanızı, hazırlıklarınızı iyi yapacaksınız, sonra tekrar saldıracaksınız. Ona buna suç bularak olmaz. “Yanlış yaptım!” diyeceksin. Karşındakini küçümseyerek de olmaz. Tam tersine, rakibini gözünde büyüterek...

AYŞE ARMAN'IN HÜRRİYET GAZETESİ'NDE YAYINLANAN RÖPORTAJININ TAMAMINI BURAYA TIKLAYARAK OKUYABİLİRSİNİZ!...