RÖPORTAJ HABERLERİ

Mustafa Erdoğan: "Eski eşime teşekkür borçluyum"

Mustafa Erdoğan:

Mustafa Erdoğan: "Eski eşime teşekkür borçluyum. Aslan gibi üç tane çocuğumuz var. Her zaman onların yanında olacağım. Herkesin özel hayatı kendisini ilgilendirir. İş etik noktanın ötesine gittiği zaman karşılarında hukuki yaptırımları bulacaklardır."

Sözcü'den Sercan Meriç'in röportajı...

Mustafa Erdoğan: ‘Dansta da ilk hocamız Mustafa Kemal Atatürk’

Anadolu Ateşi Dans Topluluğu, 12-13 Ocak tarihlerinde Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda seyirciyle buluşacak. 12 Ocak Cuma günü doğu ile batı kültürlerini buluşturan Troya Müzikali, Troya’nın UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girişinin 20. yılı vesilesiyle sahnelenecek. 13 Ocak'ta ise Anadolu Ateşi gösterisi 5 bininci kez seyirciyle buluşacak. "Tam anlamıyla bir gövde gösterisi olacak" diyen Anadolu Ateşi Genel Sanat Yönetmeni Mustafa Erdoğan, politikayla ilgili de "Şu anda parlamentoda olan milletvekilleri, hayatlarının bir döneminde dans etmiş olsalardı, bu kadar garip şeyler olmazdı. Siyaset daha estetik olurdu" diyor. Gösterilerden önce Mustafa Kemal Atatürk'ün dans eden bir fotoğrafını sergilediklerini anlatan Erdoğan, "Bu, her alanda başöğretmen olduğu, ilerici gelişmelere ön ayak olduğu gibi dansta da ilk hocamız olması sebebiyledir" diyor.

12 Ocak’ta Troya, 13 Ocak’ta Anadolu Ateşi’nin 5 bininci gösterisine imza atacaksınız. Nasıl bir gösteri bekliyor izleyicileri?

Sanki yeni bir gösteri hazırlıyormuş gibi hazırlanıyoruz bu etkinliklere. İstanbul’da olması, buradaki okulların verdiği enerji ile Anadolu Ateşi’nin sanat akademisine dönüşmesinin sonuçları sergilenecek. Tam anlamıyla bir gövde gösterisi olacak. Özellikle bu sene UNESCO tarafından ilan edilen ‘Troya Yılı’ sebebiyle, önceliği Troya’ya verdik. Yıl içerisinde Troya projesi ile Türkiye’yi gezeceğiz. Troya oynamaya uygun mekanlara bakıyoruz. Kışın, oynamaya uygun mekanlar olması lazım. Çok az tiyatro var memlekette. Spor salonlarında oynuyoruz. Yazın daha avantajlı olacağız. Ama memleketin her tarafında Troya esintisi olmasını istiyoruz. Yurt dışında da Avrupa’daki önemli mekanlarda rezervasyonlarımızı yaptırdık.

Anadolu Ateşi’ne yurt içi ve yurt dışındaki ilgi dengesi nasıl?

İlgi her zaman var. Anadolu, her zaman güvendiğimiz yer. Bizim halkımız bu projeyi seviyor. Projenin sahnede anlattığı mesajı seviyor. Dünya da çok beğeniyor. En son Gürcistan’dan geldik. Bu yıl Kolombiya, Şili, Meksika, Çin, Rusya gibi yerlere gideceğiz. Dünyanın her yerinde aynı reaksiyonu görmek, yaptığımız işin evrensel boyutlara ulaştığını gösteriyor. Bizim, sadece gösteri yapmak ve yeni proje üretmek dışında okullaşma sürecimiz de var. Türkiye’de 8 tane okulumuz var. En son Gürcistan’dan bir teklif geldi okul için. Belçika ve Hollanda’yla görüşmeler var. Oralarda da okullarımız olmalı. Bir de Amerika’da olursa çok iyi olur.

Güney Amerika’dan da bir talep var değil mi?

Şili, Kolombiya, Arjantin ve Meksika’dan var. Daha önce Meksika ve Şili’ye gittik. Meksika zaten hem Troya’yı hem de Anadolu Ateşi’ni izledi. Çok ilgililer. Şili de aynı salonda 11 gün üst üste temsil verdik. Meksika’ya iki ay önceden Troya’ya göndermiştik. Mexico City’de, Troya Örenyeri’ni anlatan bilgilerle sergilendi. Bunu ayrıca Belçika’da, Almanya’da da yapmıştık. Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden haber bekliyoruz. Eğer, izin verirlerse buraya da kuracağız.

YABANCILAR BİZDEN KENDİMİZ GİBİ OLMAMIZI İSTİYOR

Anadolu Ateşi projesine başlarken, 5 bininci gösteriye imza atacağınızı hayal etmiş miydiniz?

Başlarken kaygım Türkiye ile ilgiliydi. Yurt dışında kesinlikle başarılı olacağını biliyordum. Bizim tarihimiz boyunca en çok sevilen şeyimiz halk danslarımız. Özellikle eski zamanlarda Türkiye, futbolda, basketbolda gerideyken, halk danslarında birinci olurduk. Yabancıların bizden talep ettiği şey, bizim kendimiz gibi olmamız zaten… Öz kültürümüzle temsil edilince ilgi görüyor.

Anadolu Ateşi yola devam ederken planlamadığınız şeylerle de baş ettiniz mi?

Olmaz olur mu? Türkiye’de her başarının mutlaka bir cezası vardır. Biz bu başarının cezasını çok çekiyoruz. Birkaç defa battık mesela. Bu kadar büyük bir gövdeyi sürdürülebilmek çok zor bir şey, ama şu an çok iyiyiz. Bin tane ayrı yerde, bin tane ayrı organizasyon yapıyoruz. Çok fazla talep görüyoruz. Şu anda Aspendos Arena’yla ilgili de bir yıkım kararı var mesela.

O konuyla ilgili gelişmeler nedir?

Bu hukuki prosedürle ilgili bir şeydi. Bu konunun bizimle ilgisi yok. Buna nereden bakarsan trajik. Gerçekten bir haber değeri var. Bir Anıtlar Kurulu, tiyatro yıkar mı? Tarihe tiyatro yıkan Anıtlar Kurulu olarak mı geçmek istiyor? Sanki memleketin her tarafında tiyatro var! Orası sadece Antalya’nın değil, Türkiye’nin en büyük açıkhava tiyatrosu. Dünyanın en büyük sahnesine sahip. Statlara kurulan sahnelerden bahsetmiyorum. Sabit sahnelerden bahsediyorum. Antik zamanlarda Antalya’daki tiyatroların kapasitesi 65 bindi. Şu anda bizim tiyatroyu çıkarırsak 3-5 bin arasında. Neyse ki, Koruma Yüksek Kurulu karara itirazımızı değerlendirdi ve Antalya Koruma Bölge Kurulu kararının, Aspendos Arena'nın kaldırılmasına ilişkin kısmını iptal etti.

BEKLEMEDİĞİMİZ SONUÇLARLA KARŞILAŞIYORUZ

Anadolu’nun zengin kültürel değerlerini sergiliyorsunuz sahnede. Son 10 yıldaki kültürel değişimle birlikte sizin serüveniniz nasıl şekillendi?


Bu çok evreli giden bir süreçti. Pozitif anlamda olanı söyleyeyim öncelikle: Anadolu Ateşi, ayaklarını kendi topraklarına basan, yönünü batıya dönen, modern bir anlayış ile yola çıktı. Bu modernizmle birlikte kendi kimliğini de sıkı sıkıya tutan yurtsever bir proje. Bazı açılardan da tutucu. Yabancı dansçı çalıştırmamak gibi prensiplerimiz var. Çıkar çıkmaz bir milli gurura sebep olduk. Milli takım gibi görüldük. Bu duygu devam ediyor. Vesile olduğumuz bir durum oldu. Daha önce ‘aşağılanan’ halk dansları, sanat olduğunu ispat etmiş oldu. Bir de Türkiye’nin çok bunalımlı olduğu 2001 krizi döneminde, salonlar tıklım tıklım dolup taşarken, ülkeye de bir moral oldu. Sanatla ilgilenen çevremiz, yerel kültüre ilgi göstermeye başladı. Şu anda da devam eden bir süreç bu. Her dizide neredeyse bir halk dansı sahnesi var. Yöre yöre, tematik diziler oluştu. Dans yarışmaları yapıldı. Bir dans seyircisi yaratmanın ötesinde de diğer alanlara müdahale etmiş olduk. Türkiye’nin birçok ünlü sanatçıları burada da eğitim aldılar. Bu hassasiyetleri de güzel.

Negatif anlamda neler oldu?

Orta Anadolu’nun belli bölgelerinde, 17 yıldır süregelen eğitim anlayışının, daha önce hiç karşılaşmadığımız sonuçlarını görebiliyoruz.

Mesela?

Bir Urfa’ya gittiğimizde belli bir kesim ve yerel dernekler, ‘Anadolu Ateşi buraya gelmesin’ diye laflar etmişler. Aksaray’da benzer bir şey oldu. Ben de bunu duyduğumda “Özellikle oraya gidelim” dedim. Kostümlerimizle ilgili de oldu. Kostümlerimizi zamana, yeni inanışa göre değiştirmek söz konusu olamaz. Ama Anadolu Ateşi dışında da dört projemiz var. Bununla ilgili de baskılar gelince, hoşlanmıyorum.

ALMANYA’DA MÜLTECİ MUAMELESİ

Anadolu Ateşi’yle yaşadığınız en ilginç şey neydi?


İlk Avrupa turnesine gittiğimizde, Almanya’ya girerken potansiyel mülteci muamelesi yaptılar.

En son geçtiğimiz Aralık ayında Macaristan’a giden halk dansları ekibi iltica etti, ona benziyor…
Demek ki o zamandan adamların böyle bir kaygısı varmış (Gülüyor). Zaten genel olarak Türk vatandaşlarına ayrı bir hassasiyet gösteriyorlar. Ama geçen yıl gittiğimizde, yine aynı gümrükte pasaport kontrolü yapan polis memuru dışarı çıktı, geldi yanımıza “Sizinle fotoğraf çekilebilir miyim, ben sizi izledim” dedi. Bu hoş bir şeydi. Özellikle Amerika seyircisi, biz dans ederken ayağa kalkıp bizi taklit etmeye çalıştı. Meksika’da da aynı şey oldu. Kızlar zılgıt çekerken, salon da zılgıt çekmeye çalışıyordu. Çinliler mesela oturup çok efendice izlerler, ara alkışları yoktur. Avrupa’da özellikle ayaklarıyla tempo tutarlar. Ben ilkinde deprem oluyor sandım. Müziğin sesini duyamadığımız dönemler oldu. Benimle yapılan röportajlarda, “Grubunuzda Türk var mı?” diye sorular yöneltiyorlardı. Şu anda dünyanın muhtelif yerlerinde bizi taklit eden gruplar var. Birebir modellemiş ve yapıyorlar. Bu çok gurur verici bir şey.

‘BİZE DÜŞEN GÖREV MUHALİF OLMAKTIR’

Türkiye’den dünyaya verdiğiniz mesajı kısaca nasıl tanımlarsınız?


Server Tanilli, Anadolu’nun, binbir çiçekli bir bahçe olduğunu, her bir renginin, diğerinden eşsiz ve güzel olduğunu, tüm renklerin korunması gerektiğini, bu ülkenin bu renklilikle birlikte uygar ve modern olduğunu, kendi öz kültürüne güvenerek, dünyaya barış mesajları verdiğini, medeniyetler buluşması ve barışı meselesinin Anadolu’da 2 bin yıl önce çözüldüğünü söyler. Barışçıl dileklerle dünyaya sesleniyoruz. Bu Anadolu’nun Ateşi’nin içeriği. Troya’yı da zaten Homeros söylemiş. Onu yorumluyoruz.

İktidar cenahında uzun zamandır ‘kültürel hegemonya’ tartışması yürütülüyor. Orada ‘birlik’ kavramı, çeşitlilik üzerinden değil, yandaşlık üzerinden şekilleniyor. Bu durum sizin sanatsal ve düşünsel serüveninizi nasıl etkiliyor?

Bize düşen görev, muhalif olmaktır. Sanatçı kendi kimliğini tarif ederken bunun üzerinden yürümeli. Devletten bağımsız düşünerek yapmalıyız. Zaten öyle yapılınca dünya saygı duyuyor. Nobel alanlar da bu yüzden alıyor. Bunu trajik bir gelişme olarak izliyoruz, ülkenin bir vatandaşı olarak. Dönem dönem, ülkelerin kültürel yaşamında geçişkenlikler olur, sonra su akar yatağını bulur. Bunları geçici görüyorum.

Anadolu Ateşi aynı zamanda kadınları da dansa teşvik eden, kadın-erkek eşitliğinin sanat yoluyla gösterildiği bir mecra. Bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Şu anda bizim dans kurslarımızda 2 bin civarında öğrencilerimiz var. Çoğu kadın dansçılarımızdan oluşuyor. İlk başlarda daha çok erkek dansçımız vardı. Dünya genelinde de kadınlar daha çok dansla ilgilidir. Türkiye’de de biz bunu eşitlik açısından destekliyoruz. Sosyal sorumluluk projelerinde de amacımız bu. Dans etmenin insan yaşamında önemli etkileri var. Platon, her insanın mutlaka dans etmesi, spor yerine dans dersleri olması gerektiğini, dansın felsefeyle ilişkili bir şey olduğunu, insan ruhunu incelttiğini düşünür. Zaten dünyadaki ilk sanat da dansttır. Düşünsenize, şu anda parlamentoda olan milletvekilleri, hayatlarının bir döneminde dans etmiş olsalardı, bu kadar garip şeyler olmazdı. Siyaset daha estetik olurdu.

GÖSTERİLERDEN ÖNCE ATATÜRK FOTOĞRAFI

Devrimlerde de dansın önemli bir yeri vardır…


Biz, gösterimize başlamadan önce Mustafa Kemal Atatürk’ün dans eden fotoğrafını sergileriz. Bu, her alanda başöğretmen olduğu, ilerici gelişmelere ön ayak olduğu gibi dansta da ilk hocamız olması sebebiyledir. Ulusal dans yaratmak da Atatürk’ün fikridir. Selim Sırrı Tarcan’a sipariş verir. “Bizi anlatan bir dans türü geliştirin” der. Tarcan da ‘Sarı Zeybek’ ve ‘Tarcan Zeybeği’ni yapar. Atatürk, İzmir Muallim Mektebi’nde dansları icra etmelerini ister. Tarcan ve bir öğretmen arkadaşı, yerel kostümlerle zeybek dansını yaparlar. Atatürk çok beğenir, “Bu dansı bir de modern kostümlerle icra eder misiniz?” der. Modern kostümlerle de dans ederler. Daha sonra onları, ABD’li Isadora Duncan’ın da katıldığı Londra’daki uluslararası bir dans etkinliğine Türkiye’yi temsilen gönderir. Halkevleri’nde de bunun devam etmesini ister. Bizim bakışımız ve sürdürdüğümüz çizgi de bu.

Cumhuriyetin ilk dönemlerine ait bir konsept yaratıp, sahnelemeyi düşünüyor musunuz?

Yaptık onu Aspendos Hikayesi’nde. Aspendos Antik Tiyatrosu’nda, o ‘tiyatronun yapım evreleri ve efsaneleri’ altbaşlığında bir Türkiye müzikali çıktı ortaya. Orada “Bu tiyatronun kapısına kilit vurmayınız, burada temsiller verilmesine vesile olunuz” mesajını verdik.

GÖÇMEN SORUNUNA DUYARSIZ KALINAMAZ

Son zamanlarda göçmenlerin sorunları da sanat aracılığıyla yansıtılıyor. Sizin de bu konuda ‘Eden: Bereket Hilali’ projeniz var. O nasıl bir çalışma?

Evet, son zamanlarda yapılıyor. Genco Ağabey (Erkal) da bir oyun oynuyor bu konuyla ilgili. Bizim özellikle Gaziantep okulunda ve burada sığınmacı arkadaşlar çalıştılar. Suriyeli bir arkadaşımız Frankfurt’taki bir dans okuluna bizim aracılığımızla gitti. Bu soruna duyarsız kalınamaz. Burası dünyanın en bereketli ve verimli toprakları. Bütün ilk buluşların üretildiği ve kutsal kitaplarda da ‘Eden’, ‘yeryüzü cenneti’ olarak geçen bir bölgeye göndermede bulunan bir proje hazırladık. Biz tarihi gerçeklik üzerinden bir kurgu hazırlayıp, günümüzdeki trajediye değiniyoruz. Projede bu ülkedeki sığınmacı arkadaşlarla olacağız. Konuyla ilgili Birleşmiş Milletler’le görüşüyoruz. Belli bir mesafe aldık, dönüş bekliyoruz. Onların desteğiyle olursa çok güzel olacak, olmasa da biz kendi gücümüzle yapacağız.

Bu topraklarda yaşanılan bunca acıya rağmen, geleceğe dair bakış açınız nedir?

Ben iyimser olmaya çalışıyorum. Bu coğrafyadaki ülkelerin bütün muhalif unsurlar, birlikte çalışarak, konuyu dünya gündemine daha doğru anlatmalı. Macaristan’da mülteciye çelme atan gazeteci bile gördük. Onların bakışı bu konuya bakışı daha sığ ve geri. Batılıların kafalarında zaten bir ‘doğu sorunu’ var. Eski oryantalist bakış açılarını gittikçe daha faşizan bir şekilde sürdürüyorlar. Bu durumu kırmak önemli. Biz, orada kendimizi anlatmalıyız. Bunun en etkili yolu da sanat. Dil de gerektirmeyen bir sanat yaptığımız için en avantajlı olan da biziz. Hiçbir dil kullanmadan sadece bedenin evrensel diliyle bu hikayeyi anlattığımızda, onlarla empati kurmuş oluruz.

Sizi en çok öfkelendiren, affedemeyeceğiniz hatalar neler Anadolu Ateşi’nde?

Bir gösterinin başarısı, en kötü dansçısı kadardır. Seyirciyle hayranlık ilişkisi özünde bir anda nefrete dönüşebilir. Seyirci, izlemeye gelirken bir anlamda da sınava tabi tutar. Affedemeyeceğim şey, o arkadaşın hata yapmasıdır. Çünkü tek başına kendisinden sorumlu değil. Yanındaki 90 kişinin de kötü bir şey yapmasına vesile olur. Biz birlikte bir gövdeyiz. Bizde hata çok azdır.

ÇOK SIK MUTLU OLUYORUM

En çok mutlu eden nedir?


Çok sık ‘en mutlu’ oluyorum. Son gösterimiz Gürcistan’da çok mutlu oldum. Her gösteride Anadolu Ateşi’nin dünyası yeniden kurulur. Her gün bir yenilik yapılır. Oyuna yaptığımız en küçük katkı bizim için çok güzel bir şeydir.

Öğrencilerinize karşı sert bir öğretmen misiniz?

İlk yıllarda daha serttim. Dans bir disiplin sanatıdır. Burada bir gevşeme olamaz. Şimdi arkadaşlarda zaten kendiliğinden otokontrol sistemi oluştu.

ESKİ EŞİME TEŞEKKÜR BORÇLUYUM

Eski eşiniz Gülben Ergen’le birlikte çıkan haberlerin ardından ortak bir dava açtınız…


Bu şeyler, yaptığım başarılardan daha çok haber oluyor. Bizim yaptıklarımız, bu kadar haber yapılmıyor. Üstelik çok çirkin bir biçimde özel hayatımıza müdahale ediliyor. Tüm bunları hukuksal olarak takip ediyoruz. Daha da devam edecek. Eski eşime teşekkür borçluyum. Aslan gibi üç tane çocuğumuz var. Her zaman onların yanında olacağım. Herkesin özel hayatı kendisini ilgilendirir. İş etik noktanın ötesine gittiği zaman karşılarında hukuki yaptırımları bulacaklardır.




  • Bu Haberi
Melania Trump'tan, Beyaz Saray'ın göçmen politikalarına eleştiri
Nurgül Yeşilçay'dan samimi itiraf!
İngiltere’de tren yayalara çarptı!
Tuğba Özay’ın Kuşadası keyfi
Yurt dışındaki sandıklarda bayram rekoru kırıldı!
Celil Nalçakan ve Ceren Kahyaoğlu aşkı!
Kahramanmaraş'ta silahlı kavga!..
Alişan ve Buse'nin mutluluğu sahneye taştı
Cumhur İttifakı’nda sert kırılma: "Davamız Erdoğan davası değil"
Süreyya Yalçın'ın mücevherli paylaşımı olay oldu
Demokrat Parti’den çok sert Çiller tepkisi!
Caner Erkin ve Şükran Ovalı fena gerildi!
Kandil'e operasyonun ilk hedefi: PKK’nın yönetici kadrosu
Tuğba Özerk'in tırnaklarının fiyatı şaşırttı
Meral Akşener: "Sarayın finoluğunu yapanları uyarıyorum"
Leyla Lydia Tuğutlu'nun makyajsız hali şaşırttı
Türk askeri Menbiç’e girdi!
Aleyna Tilki'den 'uyuşturucu' açıklaması!
Necef Uğurlu Yazdı: "Kalite, klas yasak..."
Çağan Atakan Arslan baba oldu!
Muharrem İnce sert çıktı: "Nasıl bir yalancı ki bu Erdoğan..."
Demet Akalın sahneye eşofmanla çıktı
Minik Rüzgar’dan acı haber geldi!
Murat Soydan'dan çok üzücü haber!
Üniversite hastanelerinin borcunu Maliye Bakanlığı ödeyecek
Burak Kut'tan bir taciz açıklaması daha!
Ali Koç'tan Aykut Kocaman'a tele tebligat!..
Merve Oflaz evlilik teklifi aldı
AKP Yalova adayından skandal sözler!
Beyazıt Öztürk otel balkonunda sobelendi