Ömür Gedik ve Hoyrat Gazetecilik - NECEF UĞURLU
Ana SayfaYazarlarÖmür Gedik ve Hoyrat Gazetecilik

Ömür Gedik ve Hoyrat Gazetecilik

13.03.2018 | 492 kez okundu


KAYDA GEÇSİN

Bu Ömür Gedik hakikaten çok ömür bir kadın, insanı çileden çıkarır kadrosundan şarkıcılığa, gazeteciliğe devam ediyor.

Hakikaten medeni cesaret sahibi bir kadın, yiğidi öldürelim bu konuda hakkını teslim edelim, tartışma yaratan tweetleri ile zihin açıyor.

Son tweetlerinden birinde müessif uçak kazası ile ilgili olumsuz sözler söyleyenleri ‘servet düşmanlığı’ ile suçlamış, peki bu hoyrat tweetleri atanların servet düşmanı fakirler olduğunu nereden biliyor?

Belki de birbirlerini kıskanan zenginler... Ve kim olurlarsa olsunlar Hürriyet gibi bir gazetenin gazetecisi değiller yani teşhisleri, öfkeleri, çalıştıkları gazeteyi bağlamıyor.

Hürriyet gazetecisi lafın nereye gideceğini düşünmeden zengin fakir ayrımcılığı yapan  pervasız,  halkı ‘Servet Düşmanı’ ve ‘Servet sahipleri‘ diye bölen bir  weet  atacak, bu felsefesi Hürriyet'i nasıl bağlamayacak?

Bir gazetecinin aynı zamanda PR‘cılık, köşesinden reklamcılık, yapımcılık, menajerlik yaptığında kısaca kadrosuna sorumlu olduğu gazete sayfalarından gaz verip kendi ‘kadro’su dışında kalanları  perdelemek, gölgelemek suretiyle haksız rekabete neden olması ve bu yolla hatırı sayılır bir servet sahibi olmasının gazetecilik etiğine sığıp sığmadığı çok tartışıldı, böyle garip bir tartışma zaten olur muydu asıl bunu tartışmak naçizane kanaatim  daha iyi olurdu.

Gazeteler kendi bünyelerinde de bu konuda tavır aldılar, ombudsmanlarının özeleştirileri de ortada,

Şimdi  Ömür Gedik sayesinde sormamız gereken  soru şudur: Bazı gazeteciler sosyal medyada çata çata kavgalar çıkartıp, cevaplar verip hatta bazen son derece provokatif söylemlerde bulundukları ve hüküm verdikleri zaman gazetelerini de bağlamış olmazlar mı?  

Bence bağlarlar, twitter’da hırt, gazetede insan olunmaz.

‘Servet düşmanı’ tanımlaması, suçlaması zengin ile fakir arasında  gelir dağılımının gitgide açılmış olduğu bir ülkede çok sıkıntılı, tehlikeli, provokatif  sözler, hele bir gazetecinin çok dikkatli olması gereken bir husus değil mi, ulusal güvenliğin, birlik beraberliğin çok önem kazandığı şu hassas günlerde.

Daha önce de tercihli yolda metrobüsdekilere takmıştı, yol daraldığından arabasında  trafik onlar yüzünden  sıkıştığı için sıkılıyormuş mealinde tweeti hala akıllarda... Eee şimdi Ömür Gedik'e de  yoksul düşmanı dese biri aslında pek haksız sayılmaz… Ama dahası yahu bu Hürriyet ne kadar zengin sever bir gazetedir diye düşünmekte haksız mıyız?

Zengin sever, fakir düşmanı gazeteciye ne derler, hani böylesi az bulunduğu için henüz bir isim verildi mi bilmiyorum.

Zaten aynı kişilerin aynı anda şarkıcı, gazeteci, artist, oyuncu, menajer, PR’cı olabildiği ciddi itibar kaybına uğradığı malum bir medyada şimdi gazeteciler arasında zengin kesimi aklı sıra koruduğunu zannedenler sosyal medyada bu dilleriyle  herhalde milleti çileden çıkartmak istiyorlar ve çalıştıkları gazetelerde bu duruma peki diyor izlenimi yayıldı.

Tweeter hesaplarından halka ayar, ders veren, zenginden yana gazetecilik patronların nasıl, neden hoşuna gidiyor benim anlayabileceğim bir şey değil.

Çözüm değil sorun yaratma imalathanesi haline getirilen gazeteler bu tür gazetecilikten memnun ise bu gerilimin yaratıcılarını baş tacı ediyorsa bu ciddi bir gazetecilik sorunu değil mi?

Bir felaket zenginin başına geldiyse çok üzülen gazeteciler,

Zengin için üzülmesi beklenen fakirler,

Peki zenginler yoksullar için üzülmediğinde ne yapacağız, onları kim yazacak?

Evlat acısının zengini, yoksulu olur mu ayrı konu, zengin fakirin belki de  arşı karşıya gelemeyeceği tek  insani  bir ortak acı evlat acısı.

Yoksa :

‘Demir sandıkta saklansan bulur seni

Ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm.'


Uçak kazalarında yitirdiğimiz isimlerini bildiğim, bilmediğim bütün insanlarımızı, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’i ve yine geçtiğimiz yıllarda bir uçak kazasında yitirdiğimiz o canım onlarca bilim insanlarımızı rahmetle anmak isterim.

Mesele Ömür Gedik değil elbette, mesele her gün gelen şehit, kaza haberlerindeki acıları yarıştırmakta değil…

Ama bir gazetecinin görevi;

Eleştirel bakışını, kamu yararına tavrını görevinin gereği olarak yerine getirirken insanları yeni bölünmelere yerleştirmek de olmamalı, bu da başka bir hoyratlık, çok kırıcı, hırpalayıcı bir gazetecilik ve gazeteyi bağlar.

Saygıyla Kayda Geçsin, Elimizden Gelen Budur.

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Ratingler için tıklayınız!