RÖPORTAJ HABERLERİ

Nebil Özgentürk'le 'Bir Yudum Sohbet'

Nebil Özgentürk'le 'Bir Yudum Sohbet'

Dilek Çimen: "Çoğumuzun hepsini mutlaka işitip, izlediğimiz bu güzide programların yapımcı ve yönetmeni Nebil Özgentürk. Kitap ve köşe yazarı, tabii hepsinden evvel bir gazeteci Nebil Özgentürk..."

Dilek Çimen'in Nebil Özgentürk röportajı...

Yaşamdan Dakikalar, Bir Yudum İnsan, Türkiye’nin Hatıra Defteri, Konuşan Yeşilçam, Rüzgara Karşı Yürüyenler... Çoğumuzun hepsini mutlaka işitip, izlediğimiz bu güzide programların yapımcı ve yönetmeni Nebil Özgentürk. Kitap ve köşe yazarı, tabii hepsinden evvel bir gazeteci Nebil Özgentürk.

D.Ç - Gazetecilik hayatınızla başlasak... Neler söylersiniz gazeteciliğinizle ilgili? Türkiye’de gazeteci olmak ne demek?

N.Ö - Sansür ve otosansür kıskıcanda gazetecilik mesleği.. 30 yıl önce başladığımda heyecanlıydım!! Sınırsız olmasa da özgürce gazetecilik yapılıyordu. Ama çooook yaralandı meslek. Kalbinden hem de..

Ben zaten bağımsız belgesel yönetmenliği ve serbest yazılara verdim kendimi. Gazetecilik kurumlarının baskı altında olduğu, mesleği yapanların tehdit altında olduğu bir dönem.. Ama neyse ki sosyal medya ve internet gazeteciliği var.. Daha özgün ve özgün satırlar gelip geçiyor..                                                       

D.Ç - Gazetecilik kariyerinizde en çok zorlandığınız iş hangisiydi?

N.Ö - Yılllar yıllar önce Gürcistan-Abhazya sınırında geçirdiğim 3-4 gün!!! Kurşun, top, tüfek sesleri arasında.. Kan ve ateş günleriydi.. İnsan olan ürker zaten. Savaşın insan soyunun en alçak icadı olduğunu bir kez daha anlıyorsun!!!

D.Ç -  Türkiye’nin sanatına, sporuna, siyasetine ve edebiyatına damga vurmuş çok sayıda ünlü ismi halkımızla buluşturdunuz. Bu isimler arasında en çok etkilendiğiniz, en çok takdir ettiğiniz ve kendinize yakın bulduğunuz kişi kim oldu?

N.Ö - Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Halit Kıvanç ve Sunay Akın.. ve daha pek çok sayabilirim.  Kendimi bu konuda şanslı da sayabilirim!! Hem pek çok isimle belgesel projesi içinde olmak, hem dost olabilmeyi becermek anlamlıdır!!  Ben dostlarıma gazetecilik numaraları(!) yapmadığım için dost kaldım. Mesele ortaya çıkmış sanat ürünlerine odaklanmaktı.

D.Ç- İnsanları çok seviyor olmalısınız?  Geçen yıl yaptığınız bir belgeseliniz yine insanlar üzerine bina edilmiş. Asırlık Yüzler... Yüzyaşını aşmış insanlarla hayata dair konuları konuşuyorsunuz. Bu iş hayata bakışınızı nasıl etkiledi? Sizi en çok şaşırtan ne oldu bu çalışmanız esnasında?

N.Ö -  Hayatlar gelip geçiyor… Hele ki yüz yıllık hayatlar… Düşünün ki 19'uncu yüzyılı da, 20'nci yüzyılı da, 21'inci yüzyılı da gören-yaşayan var hikayemizde. Kim merak etmez ki bu asırlık yaşam yolcularını… Tanık oldukları, yedikleri, içtikleri.. Aramızdaydılar... Ben de arkadaşlarımla bu merakın peşine düştüm!!

Hayatı zaman zaman, "bakış açımı" değiştirerek arşınlarım.. Dönekleşmeden, alçaklaşmadan, ahmaklaşmadan tabii... İnsan her yıl yaş alıyor.. Olgunlaşıyor., Hırslar azalır, öfkeler kırılır, duygusallık artar.. Ben dostlar soframı arttırmaya baktım hep.. Dayanışma ve sevgi dağıtmaya önem veririm!! Asırlık yüzler projesi 100 yaşına sağlıkla gelmiş insanları anlatıyordu., Gamsızlaşmadan, umut ekerek, hikaye anlatarak, zeytin dikerek, yazarak çizerek, severek(!) uzun bir ömür sürdürmek isterim..

D.Ç - Yaşamlarına tanıklık ettiğiniz ve tanıştığınız tüm bu insanlar arasında hayatına müdahale etmek istediğiniz bir kişi oldu mu?

N.Ö - Ben kimsenin hayatına müdahele etmem.. Edilmez zaten. Dostlarınla beyin fırtınası yaparsın, memleket ve hayat üzerine.. Tavsiye, öneri ve fikirlerini söylersin!! Karşı taraf da sana söyler!! Herkes istediğini alıp verir!! Temel ortaklık.. Vicdanlı olmak, adalet kavramına saygı duymak, İyi yürekli insan kalabilmek.. Kalıcı eserler bırakmak, Memlekete dair bir çivi çakmak!! Böylece müdahaleye gerek kalmaz.. Ben zaten buluşmak, tanışmak ve dostluk konusunda özenli olmaya çalıştım!!

D.Ç - Çok sayıda kitabınız var. Mayıs ayında çıkan son kitabınız “Babayani” 1 ay içinde altıncı baskıya ulaştı. Bu etkileyici! Mutlu musunuz, memnun musunuz?

N.Ö - Tabii ki.. Memnunum.. Ne diyeyim  ki? Ülkede olup bitenler mutsuzluk kaynağı, çevremde pek çok insan mutsuz bunu görüyorum, herkes görüyor.. Vicdan ve  "insan" odaklı kitap ya da sanat ürünlerinin yaygınlaşması gerek. Toplumsal mutluluğa giden yollardan biri de bu.. Babayani'de kendimize sorular var, tarihten gelen hoyratlıklar da anlatılıyor... Bunların genç kuşaklar tarafından bilinmesi, kitabın alınıp okunması her yazı yazan gibi beni de mutlu eder!!

D.Ç - Babayani, “derviş ruhlu adam” mânâsına geliyor. Neden bu isim, açıklar mısınız?

N.Ö - Bu kitapta derlediklerim, ‘babayani' yani tevazu sahibi, güzel insanlara selam çakan, saygı duyan, özlem duyan yazılar. Kitaplara isim bulmak zordur ama bu kolay oldu! Açıkçası günümüzde bu güzel hareketleri gösteren insanlara çok ihtiyacımız var.

“Tevazu sahibi, görmüş geçirmiş, derviş” gibilere eski dilde “Babayani” derlermiş. Açıkçası benim sevdiğim insan tiplerine çok uyuyor. İşte, bu kitapta, yıllardır olduğu gibi yine “babayanileri” anlattım ve adını da tabii ki Babayani koydum. Fakat diğer kitap ve çalışmalarımdan bir farkı var "Başkalarını anlatmaktan kendini anlatmaya vakit bulamadın.” diye takılırlardı arkadaşlarım bana. Bu kez az da olsa vakit buldum. Kitapta okuyacağınız yazılar arasında, ilk gençlik yıllarımdan anekdotlar var. Aile öykülerim var. Tanıklıklarım var. Şairin dediği gibi “yaşadıklarımdan öğrendiklerim” de var, yaşarken ayakta kalmaya dair ipuçları da… Sevdiğim insanların yaşam öyküleri de…

Ama genellikle de…

Bu arada “kendini yazmıyorsun” diyen iki yakın dostumun; Zülfü Livaneli ve Sunay Akın’ın “beni” anlattığı satırlar da var..

Özetle, tevazu sahibi, güzel insanlara selam çakan, saygı duyan, özlem duyan yazılar. Kitaplara isim bulmak zordur ama bu kolay oldu! Açıkçası günümüzde bu güzel hareketleri gösteren insanlara çok ihtiyacımız var.

D.Ç - Ülkemize, insanımıza ve güncel hayata Nebil Özgentürk olarak baktığınızda neleri fazla, neleri eksik görüyorsunuz?

N.Ö - Bugünün Türkiye’sinde herkesin umutsuzluğunu görüyorum ben. Umutsuz insanlar. Korku ve endişeyle güne başlıyorlar. Ne yazık ki böyle bir dönem yaşıyoruz. Muhalefet ettiği zaman, sanki insanların hayatı kararacakmış, ocağı sönecekmiş gibi geliyor. Böylesine bir korku hiç kimseye yaramaz. Hükümete de iktidara da yaramaz. Devlete güvensizliği de artırır. Zaten devleti yönetenlere karşı toplumda güvensizlik her dönem hakim, iyice güvensiz yaşar bu toplum. Bence devletine güvenle büyümeli, kalkınmalı bu toplum. Hiç güven kalmadı. Adalete güven kalmadı.  Ekonomik olarak büyük sıkıntılar yaşıyoruz, dövizler tanrı katına çıkmış. Basın baskıya uğramış, muhalifler eziliyor. Böyle bir ortamda insanın mutlu olması mümkün mü? Endişeliyim ben de. Tabii ki umutlarımız da var, güzel şeyler, güzel insanlar da var, ama ne yazık ki ne yazık ki büyük endişe, korku, tedirginlik ve savaş hali var. Barış çok önemli. Barış kendi içimizde olmalı, komşumuzla olmalı. Hayatın her alanında barış istemeli ve sürekli toplumsal barıştan söz etmeliyiz.

Dilek ÇİMEN

dilekcimen01@gmail.com

İnstagram: dilekcimen1
Twitter: Dilcmn 


  • Bu Haberi
Yasemin Kutsi