Para Yalan Söylemez - NECEF UĞURLU

Para Yalan Söylemez

05.12.2017 | 711 kez okundu


Parayı Konuşturmak

KAYDA GEÇSİN


Sanatkarları bekleyen acı hesaplaşma ne olabilir?

Kimlere hizmet ettiği, sanatını kimlerin emrine verdiğidir.

Bilerek, bilmeyerek, bilinçli veya bilinçsiz.

Palavra laikçilikleri, palavra dindarlıkları, palavra Atatürk’çülükleri, Palavra Milliyetçilikleri, Palavra  solculukları bilsinler ki onlara dünyanın bu bilişim çağında kalkan olamaz ve maalesef çoğunda  mesele paraydı.

‘Efendim, biz zaten hiç bir şey anlatmayan işler yaptık incir çekirdiğini doldurmaz, ipe sapa gelmez, kime ne zararımız oldu‘ da mazeret değil işte tam da bu tavrınızla hizmet verdiniz.

‘Çok başarılıyız‘ ... Kuralsız, eleştirisiz bir başarı başarı sayılabilir mi? Sadece körlerle sağırların kakafonisidir.

Üstelik Leni Riefenstahl kadar da başarılı olmasınlar, mesleki anlamda kadının pis tırnağı değiller.

Fırsatçılığın yetenekleri gölgeleyip yok ettiği bir ortamda söz konusu kişiler büyük ihtimalle Leni‘nin kim olduğunu bile bilmiyordur, bilseler bir durup, kendilerine ‘ben ne yapıyorum‘ diye soracak vicdanlarından geride kalmış belki bir parça olurdu. Nice değer aç susuz, yasaklı olurken bu kardeşlerimize olan nedir diyememek ne acıdır, büyük bir vicdan azabıdır.

Öte yandan; sanat, bilim, siyaset, particilik filan dinlemez bildiğine doğru gider bu da bir gerçek.

Yani sanatın, bilimin bir uyuşturucu kaçakçısından, faşistten, kara paracıdan, global eşkiyalıktan  destek almak umuru olmayabilir, ortaya çıkan eser veya bilimsel sonuç onu alakadar eder.

Bu işin ahlaki tartışmasıdır ancak sanatın bilimin ahlaki kaygısı var mıdır, olmalı mıdır ayrı tartışma konuları...

Rosenbergler vatan haini ilan edildiler, Leni de ‘Nazi Kaltağı’ .

Birbirinin karşıtı iki ayrı noktada idiler ve insanlık hala onları tartışıyor. 

Ne var ki Rosenbergler kafalarından dumanlar çıkartılarak infaz edilirken, diğeri 100 yaşında son filmini yaptı! Adaletin bu mu dünya!

Rosenberglerin büyükanne ve büyükbabalarına verilmeyen yetimhaneye konulan çocuklarına sonunda Abel Meerepol meşhur ‘Strange Fruit‘ şarkısını yazan bir öğretmen, şair sahip çıkıp büyütüyor, sanat ve bilimin dayanışmasının kucaklaşmasının belkide en acıklı kucaklaşmasıdır.

Leni ‘ye gelince 1936 Berlin Olimpiyatları belgeseli olan Olympia filmiyle tanınıyor. 22 Ağustos 1902'de doğan bu dansçı, oyuncu, görüntü yönetmeni, yönetmen, fotoğrafçı ve dalgıç.

1933 tarihli ‘İnancın Zaferi’ filmi,

30 Ağustos - 3 Eylül 1933 tarihleri arasındaki V. Nasyonal Sosyalist Parti Kongresi'nin Belgeseli.

1935 tarihli Özgürlük Günü: Ordumuz filmi.

Hitler'le olan karşılıklı hayranlığın yarattığı ve Nurenberg Üçlemesi adı verilen Nasyonal partiyle ilgili üç belgeselin sonuncusu.

7. Nasyonal Sosyalist Parti Kongresi'nde Nurnberg'te gerçekleştirilen Wehrmacht manevrasının belgeseli.

1936 tarihli Olympia filmi 1936 Berlin Olimpiyatları'nı anlatan bir ‘baş yapıt’ .

Dört saatlik film Riefenstahl'in Hitler için çektiği son film.

Faşist estetiğin bir dahisi bu kadın.

Hitler ona, o Hitlere hayran geçinip gidiyorlar!

Hitler ona fırsatlar yaratıyor, o fırsatları kullanıyor, faşizan estetik gibi bir buluşun sahibi, yeteneğiyle  sinema dünyasını derinden etkilediği bir gerçek.

Hala kullanılan birçok teknik ve yaklaşım onun eseri. Yavaş çekimler, sualtı çekimleri, çok yüksek ve alçak açılardan yapılmış çekimler, panoramik hava çekimleri, hızlı çekimler hep onun icatları.

Hele Olympia filmi için 60 görüntü yönetmenini yöneten Riefenstahl, 400 bin kilometre film çekerken üç ayrı film kullanmış… Emrine amade herşey ama o da ziyan etmemiş  eserleri ortada.

Hitler kaybettikten sonra ne beis 1954 tarihli Ova filmiyle Riefenstahl Faşist estetiğin tam karşısında yeralan bu filmiyle Hitler’in sinemasal reddini yaparak tam bir dönüş sergiliyor.

Ama ne yaparsa yapsın dünya tarihine ‘Nazi Kaltağı’ olarak geçiyor.

Simon Weisehthal Merkezi Başkanı Haham Abraham Cooper, "1930'larda Riefenstahller olmasaydı, soykırım da olmazdı. Ben onu mahkum olmamış bir suç ortağı sayıyorum" derken haksız mı?

Biz daha oralarda değiliz, bir bilim adamı mesela Vasco Da Gama’yı anlatırken yerli halka zulmü kaşiflere bağlayıp Cumhurbaşkanı haklı diyebiliyor, ne alaka ise, bir bilim adamı bir halta yaramayan benzetmesine maruz kalan Vasco Da Gama, bir bilgi oburuna kurban olacağını nasıl bilebilirdi!

Derken birden bire ‘Son Dakika’ haberi giriyor meğer demli çay reklamıymış!

İçinde bulunduğumuz sürdürelemez çaresizliğin içinden çıkış liyakat kadar önemli herkesin kendi işini yapması noktasında düğümleniyor.

İşini yapmak yerine her işi yapanlar, yanlış yapanlar, kuralsızlar ve doğru kararı binbir etkiye maruz kalmış halka bırakanlar ve bu yolla para kazananlar, kazandırılanlar bizleri bu hale getirdi.

Eleştirmek benim işim değil, bir aktörün, bir yazarın diğerini eleştirmesi yakışıksız olduğu kadar işi değildir. Eleştirmen olsaydım isim isim eleştirmek bu olmamış demek zorunda hissederdim kendimi, methiyeler yazmak, PR yapıp yolumu bulmak, geçim ehli sayılıp para karşılığı susup, itaat etmek yerine.

Ancak eleştirmenin işini halka bırakmak ve ona göre sanatı belirleyeceğini düşünebilme zihniyeti  artık çok tehlikeli, hele sanat ve bilim boyutunun olmadığı bir ortamda.

Medya ringine çıkıp dayak yemenin dayak atandan bile daha kazançlı olduğu medya ortamı kime ne hayır getirir.

Evet medyanın her alanında dayak yemek için ringe çıkmış boksörlerinin ne kazandıkları ortada, gariban dublörlerinin kazancını açıklamak hiç bir şeyi örtmüyor.

Kim yaptı bunları? Kim bizi bu hale getirdi bunun cevabını sadece para verir.

Kadın erkeğe, erkek kadına, ana oğula, oğul anaya, arkadaş arkadaşa, baba kızına, kızı babasına, akademisyen, akademisyene, sanatkar sanatkara, itirafçı hakime, hasta doktora, düşman düşmana, vatandaş devlete... Say sayabildiğin kadar. İnsan yalan söyleyebilir, söylemeyen yok mudur elbette vardır ama bir an gelir yalana sarılabilir, intikam için, öfkeyle, kimi zamanda hatta hayat kurtarmak için yalan söyler.

Ama Para Yalan söylemez.

Parayı alırsın karşına o sana hangi cebe, niye, nasıl girdiğini, nasıl çıktığını anlatır, elden ele nasıl gezdiğini, nerelere seyahat ettiğini de.

Kimlerle dalga geçtiğini bir bir söyler, çünkü paranın saklanmak veya sır saklamak gibi bir huyu yoktur! Kimseye sadakati, korkusu da söz konusu değildir.

Sorarsın Avro anlat bakalım nereye kadar Avroydun, sonra Yuan oldun, nerede altın, nerede dolar, para cır cır konuşur yalanı yoktur!

Saadettin Tantan, Bülent Kuşoğlu, Sencer İmer’in konuk olduğu Fatih Ertürk’ün programında insanı değil parayı sorgulayacak devletin adamlarının, müfettişlerinin, Masak’ın görevlerinin olduğunu   gayet güzel anlattılar.

Şarkı sözü yazarı, hayırsever, altın, mücevher tüccarı, at meraklısı, dalgıç, Zarrab atıyor mu, tutuyor mu bilemem, güvenmem de ama PARA YALAN SÖYLEMEZ.

Dahası eline düştüğünün, sahibinin sesi de olmaz çünkü gerçek sahibin kendisi olduğunu bilir.

Bilimden, ilimden sanata kurtuluşumuz parayı bülbül gibi konuştıracak görevinin ehli, işine odaklanmış vatansever görevlilerdir.

Var olduklarına bütün kalbimle inanıyor güveniyorum, yaşama umudumdur, ülkemdir, Cumhuriyetim, varlık nedenimdir bu güven.

Aksi olursa saflığıma verin.

Paranın yalan söylemediği gerçeğini kayda geçirelim. Elimizden gelen budur. 

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Yasemin Kutsi
Ratingler için tıklayınız!