PR Gözbağcılığı mıdır? - NECEF UĞURLU
Ana SayfaYazarlarPR Gözbağcılığı mıdır?

PR Gözbağcılığı mıdır?

12.11.2017 | 536 kez okundu


Ajda, Serenay, Sinem, Hale, Jale, Piyale

KAYDA GEÇSİN


PR’cılar sanki modern zaman ilüzyonistleri gibi, hele medya bağlantılı PR şirketlerinin eylemleri gözbağcılığı gibi oldu, sanat, kamu yayıncılığı ilkeleri gerçekleri öğrenme hakkı filan vız gelir tırıs gider!

Menajerlik ayrı bir kurum, sonuçta menajer var olan bir şeyi yönetiyor, yönlendiriyor, bunlar olmayana illüzyon yaratmak suretiyle bizi inandırıyorlar.

Panik atak gibi, aslında yok ama varmışcasına çarpıntı yapıyorlar.

Hele, hele gazeteci görüntüsüyle düzenekler kurduklarında bu tuzaklardan yara almadan kurtulmak zor. Çok değerliler değersizler karşısında heder oluyor.

George Orwell durumu şöyle izah ediyor ‘Gazetecilik birilerinin yazılmasını istemediği bir şeyi yazmaktır, gerisi halkla ilişkilerdir' .

Ekşi sözlükte ‘Atlantis‘ bakın delikanlı gibi işin özünü 2003 yılında izah etmiş,

‘artıkın ne public ne de halk ile ilişkisi kalmayan pazarlama fonksiyonu. Varsa yoksa para ve paranın satın alabileceği celebritiyler  üzerine kurulu kalmış koruk üzüm' diyor.

Üzümleri kendi aralarında yiyorlar geride çöp bırakmıyorlar, iş kalıcı olmamak üstüne kurulu zaten!
‘Milyonların gönlüne taht kurdu’  cümlesi şimdilerde pek revaçta bir başlık oldu medyamızın PR klişelerinde.

PR illüzyonlarının mucizesi sayılabilecek medya şahsiyetleri için kalkan vazifesi gören bir cümle.

Milyonların kalbinde milyonlarca taht kurulmuşmuş, sayacak halimiz yok, ben yüzden sonra sıkılırım zaten. Para konusunda da öyleyim!

Adeta ‘Medya Bağımsız PR Devleti’ nin bu cüretkar varlığını hangi ittifaklarla pekiştirdiğini ortaya çıkartmak yine kahraman gazeteci, vicdanını kaybetmemiş değerli PR’cılar, ve görevlilere düşüyor.

Yeniden yapılanması kaçınılmaz medyamız ünlüler kervanında; eski, yeni dar çevre garibanları   telaşta ve kendilerini nasıl anlatacaklarını, öveceklerini, övdüreceklerini ve gündemi muhafaza edeceklerini  şaşıra dursunlar yeni sloganlar üretemez hale geldiler ve saçmalıyorlar, yazmadıkları kitaplarını imzalıyor, olmayan okuyucularını takdir ediyorlar filan, eşler mizansenler hazırlıyor  instagramlar için, karı koca birbirlerini iltifatlara boğuyorlar… Çok para kafayı iyi sıyırtıyor! Artık PR yapılamaz haldeler.

Unutmayalım ki bu akılları satan medyada önderlik rolünde olanları kamuoyunun tanıması zordur, tanısak onlarda ‘gönüllerde taht kurma’ imkanına sahip olacaklar, öyle sevilmeden yaşayıp gidiyor olmalılar.

Görünenlerin çoğu medyanın PR labaratuarlarında üretilmiş Frankie’ler, gerçeklere PR yapan değerli insanları tenzih ederim, susmamalılar.

‘Milyonların Gönlüne Taht kuran‘  ‘Beğenilen‘  ‘Sallayan’ gibi kelimelerin şifresi tamamen siyasi, inkar edemeyecek haldeler.  Bağlantılar belli.

Şöyle bir bakalım gönüllere taht kuranlara ve eylemlerine:

‘ Milyonların Gönlüne Taht Kuran‘  ve fakat ayrılan çiftler şayet ayrılmasalardı kaç çocuk yapacaklarını, doğmamış çocuklarının isimlerini açıklıyorlar. Saçma öküz ölmüş ortaklık bitmiş, doğmamış çocuğa don biçiyorlar!

‘Milyonların Gönlüne Taht‘ kurmuş İvana ucuz pazar yağmurluklarıyla övünürken birden mücevher işine giriyor. Bu ne?

‘Milyonların sevgilisi Şeyma’mız sosyal medya paylaşımında  ans edip fevkalade İngilizce birşeyler söylüyor.

Şahsen o İngilizce’yi bilmediğim için anlayamadım ne demek istediğini...

‘Amore I love you, its know that I  love you‘ . Anlaşılmaz bir PR çalışması dans ve İngilizce bilmeme, ama konuşma üzerine kurulu fakat gerçekçi …. Malum medyamızda anlamadığı şeyi sevmek, Atatürk’ümüz gibi, bilmediği konuda konuşmak PR malzemesi.

Milyonların kalbine taht kuran Sinem’in duş sahnesi ise ‘salladı’ ama diziyi kurtaramadı. Şimdi duş alma sırası Serenay’da! Duşakabinoğullarına bunlar ilave oldu.

Milyonların Kalbine Taht Kurmak için bakalım daha neler yapılacak, yeni akıl yoksunu medya hödüklüklerine hazırlıklı olalım, beni en çok korkutanı ‘düşüncesiz filmler haftası’na son ilave olarak terörle alay eden bir komedi film yapılması.

İnanın uykularım kaçıyor, vallahi yaparlar mı yaparlar!

Neyin, kime, nasıl ve neden propogandası noktasında ise ipin ucu iyice kaçmış durumda.

Festivaller, jüri olmalar, kendi kendine boş tribünlere oynamalar, festivaller yurt dışında bizi tanıtıyor ayaklarında  sosyete gezilerine  vesile  vatanseverlik gösterileri gırla gidiyor. Bunlar kime, niye, niçin yapılıyor belli değil çok gizemli PR’lar.

İçeride yapılan Festivallerde ise kavgasız olanı yok, ödül alan yabancılar ise yerlerine birilerini gönderiyor ve ödülü onlar adına alanlar nedense başkasına ait ödülden onur duyma halindeler .  Kime, niye, niçin yapılıyor yine belli değil.

Derken yine Milyonların Gönlüne Taht kurmuş starımız Hülya Avşar’ın “Erkekler ara ara eşlerini aldatabilir” sözlerini hatırlatıp soru soranlara yönelttiği ‘Tüm samimiyeti’ ile şöyle yanıt veriyor ‘Milyonların Gönlüne Taht kuran’ Pınar Altuğ; “Hülya Avşar'ın açıklamasını duydum ama duymazdan geldim. Ben Hülya Avşar’ı çok severim. Lafının üstüne laf söylemek istemem ama yok öyle bir şey” diyerek tepki gösteriyor.

Samimiyet, tepki, polemik tekmili birden, ne var ki soru bir PR şaheseri olmasa gerçek bir gazeteci tarafından sorulsa devamı gelirdi, şöyle: ‘ya tersi için ne düşünürsünüz, mesela evli bir kadının eşini askerliğini yaparken aldatması olur mu?’ diye soran yok, bu bir PR çalışması, Hülya kaka, Pınar cici olmuş!

Derken milyonların gönlüne taht kuran Ajda Pekkan’ımız poposuyla bile gönüllere bir kere daha  taht kurdu.

Yemek pişiriyordu, ne de yakışırmış yemek pişirmek o ellere, zaten ona herşey yakışıyor, Fransız nişanı, hatta bir röportajında ben ‘proleterim’ bile demişti o bile yakıştı ama yıllar önce Yalçın Pekşen’in kendisiyle yapmış olduğu efsane röportajla zaten gönüllerde tahtın tepesine çıkmıştı. Ne giyse yakışıyor Ajda’ya.

Sene 1986 Pekşen’in ‘Dilin Kemiği Yok kitabı’ mutlak okunmalı, gazeteciler ne röportajlar yaparmış yeni nesiller bilmeli, iletişim fakültelerinde ek ders kitabıdır yeri .

Biz daha 36 saat nöbetten sonra gencecik bir doktor çalıştığı hastanenin 6. Katından niye atlar diye düşüne duralım ve doktor intiharlarının nedenini çözmeye çalışalım.

Hadi tamam PR dediğin gerçek değil yarattığı gerçeği yutturma derdinde de,

Yaratıcı, yenilikçi, orjinal düşüncesi olmadan  otomatiğe bağlanmış gidiyor, hiç bir fark yaratamadan aynı laflarla, yoruldular mı ne, ee onlarda insan. Elde malzeme olmayınca bu kadar!

Ajda silikonlu iç çamaşırı giymiş mi giymemiş mi… Bu PR da değil.

Ajda'nın tencere başı yeni fotoğrafı ve yazın çekilen popo arasında fark var illa Ajda’nın poposuna takılmış bir hal, yakışır.

Eğer birisi Ajda çok güzel, akıllı, kültürlü (Yalçın Pekşen röportajına rağmen) başarılı, çok hoşsohbet derse bu PR mı oluyor, reklam mı bilemedim.

Mustafa Kemal Atatürk sevgisi ne PR, ne de reklam, gerçek.

Gerçek olan sevgidir ve ne PR’a ne reklama ihtiyacı yoktur.

Gerçek olan iştir değerli olanların PR’a da reklama da elbette ihtiyacı vardır.

Lakin olmayan şeyin PR ve reklamı yazık ki ne yazık zaman kaybı, beyhude gayret olduğu ortada, bu kadar olumsuzun bir araya geldiği ortamda büyük paraların dönmesi ise  şaşırtıcı ve bizi aşar devletin kurumlarının görevidir.

Zorba romanın yazarı Nikos Kazantzakis ‘Eğer gerçeği değiştiremiyorsak o zaman gerçeği gören gözleri değiştirelim’ der ama kastettiği PR değil sanat!

İnsanların bakışları, duruşları, göz bağcılığı değil….

Haa bu arada siyasi PR konseptinde nedense festival, kitap satışı vb gibi etkinliklere yol veren bütün belediye başkanları ‘Sevgili‘ oluyor.

Kimin sevgilisi belli değil net olarak, Yerel seçimlerde referansları bunlar olacak herhalde !

Ajda gibi mi gönüllere taht kurmuş oluyorlar seçimlerde görülecek, Ajda neticede seçimle gelmedi ki seçimle gitsin!

PR sihirbazları çaresiz, yaptıkları  sadece bir illüzyon tıpkı panik  atak gibi.

Cumhuriyette taht zaten kötü bir metafor. 

Saygıyla Kayda Geçsin 

Necef UĞURLU / necefugurlu@gmail.com


  • Bu Yazıyı
Yasemin Kutsi
Ratingler için tıklayınız!