RÖPORTAJ HABERLERİ

Rojda Demirer'den içten itiraflar

Rojda Demirer'den içten itiraflar

TRT Ankara Radyosu Çocuk Korosu’yla sanat hayatına başlayan Rojda Demirer, şu sıralar Kanal D’nin sevilen dizisi “Adı Efsane”de rol alıyor.

Rojda Demirer'in Hello Dergisi'nde yayınlanan röportajı...

Yıllardır oyunculuk yapıyorsunuz. Bu iş ruhunuzu besliyor değil mi?
- Oyunculuk kendimi gerçekten ifade edebildiğim, kalıplarımı zorladığım ve benliğimden sıyrılarak başka ruhlara serüvene çıkabildiğim bir alan olduğu için çok renkli bir kapı. Her yeni rolde hem kendimden hem hayattan başka noktalar bulabildiğim ve onları düşündürmeye ittiği için her seferinde kendime yeni şeyler katabildiğim bir mecra...

Bugüne kadar farkındalığınızı artıran ya da sizi siz yapan dizi, film ya da tiyatro oldu mu?
- Işıl Kasapoğlu’nun devlet tiyatrosunda yönettiği Shakespeare’in “12. Gece” oyunu. Ankara’dan gelip bana İstanbul kapısını açan ilk işim Yusuf Kurçenli’nin “Gönderilmemiş Mektuplar” filmi. İlk işimde çok önemli isimlerle başrolü paylaşmak, Yusuf Kurçenli’nin hiç tanınmamış bir oyuncu olarak bana bu güveni, hayattaki duruşumu ve bir şeyleri başarabileceğim hissini kazandırması açısından önemliydi. Dizide ise “Melekler Korusun” ve “Geniş Aile”nin bendeki yeri farklıdır.

ÇALIŞTIĞIM İNSANLAR EN BÜYÜK KAZANIMLARIM

“Ben basamakları çok uzun seneler öncesinden sağlam taşlarla ördüm” diyorsunuz. Bu taşlar arasında neler var?
- Temelinde Ankara Radyosu Çocuk Saati’nden aldığım eğitim bu basamakların sağlam temeli diyebilirim. Daha sonraki basamaklar için de TRT Anlara Televizyonu’nda yaptığım program ve diziler, konservatuvar eğitimim, devlet tiyatrosu geçmişim ve İstanbul’a geldikten sonra oynadığım dizi ve filmleri sayabilirim. Uzun ya da kısa soluklu hiç fark etmez, yaptığım her işte çalıştığım insanlar en büyük kazanımlarım oldu.

“Adı Efsane”deki rolünüzü bir de sizden dinleyelim. Nasıl bir karakter Seçil?
- Seçil çok güçlü bir karakter. Yaşadıkları, daha doğrusu yaşayamadığı, içinde kalan aşkı onu biraz sert ve çekilmez biri haline getirse de aslında iç dünyasında fazlasıyla kırılgan ve duygusal. Yeğenleri onun için gerçekten önemli. Mücadelesinin büyük bölümü onların mutluluğu için...

DUYGU FIRTINALARIMI İÇİMDE YAŞARIM

Seçil ile ortak veya zıt yönleriniz neler?

- Seçil ile benzer taraflarımız var. Ben de dışarıdan dominant bir karakter gibi dursam da içimde çok kırılgan ve duygusal bir çocuk yaşıyor diyebilirim. Sadece çok fazla duygularını belli edebilen biri değilim, duygu fırtınalarımı içimde yaşarım.

Erdal Beşikçioğlu ve Gökçe Bahadır ile birlikte çalışmak nasıl bir duygu?
- İyi oyuncularla çalışma fırsatı yakalamak bu sektördeki en büyük şanslardan biridir. Oynadığınız sahneden gerçekten keyif almanızı sağlar. Bu dizide Erdal ve Gökçe bu anlamda büyük şansım ama onların yanında en büyük şansım da genç kadronun gerçekten çok yetenekli çıkması oldu.

HAYALİMDEKİ ÇİKOLATACIYI AÇTIM

Bir çikolata dükkanınız vardı. Çikolata ile bağınız nedir?
- “Melekler Korusun”u çekerken çok yorulduğum bir ilk sezon geçirmiştik ve “Sanırım sektöre biraz ara vermeliyim” dediğim bir dönemdeydim. Ticaret yapmak hep kafamda olan bir fikirdi. Çikolata da benim için hep büyük bir aşktı çocukluğumdan gelen. Çikolataya olan tutkumu, ticaret yapma isteğimle birleştirdim ve hayallerimdeki çikolatacıyı açtım. Nişantaşı’ndaki mağazamızı kapattık. Artık Zorlu Center’dayız.

Hayalleriniz neler?
- Bu konuda hâlâ gelgitler yaşadığımı düşünüyorum. Bazen sakin bir yerde kendime ve sevdiklerime daha fazla zaman ayırabileceğim bir hayatın hayalini kurarken, bazen de işimden tamamen uzak kalamayacağım fikrine kapılıyorum. Son zamanlardaki projelerimde hayallerime yaklaştığımı düşünüyorum aslında. Altı gün ve uzun saatlerimi setlerde geçireceğim işleri kabul etmiyorum.

Kendinizi dinamik tutmak için nasıl bir yol izliyorsunuz?
- Annemle sahilde yaptığımız yürüyüşlerimiz vazgeçilmezimiz. Hem spor yapmış hem de sohbet için güzel vakit yaratmış oluyoruz; bir taşla iki kuş. Çok özel sırlarım yok ama hiçbir zaman bedenime zarar verecek kadar yemek yemem, ortama ayak uyduracak kadar içki içerim. Her şeyi dozunda yaparım.

DAKİKLİĞİMDEN ÖDÜN VERMEM

Dakik ve disiplinli bir yapınız varmış. Türkiye’de ve sinema sektöründe bu sizi yormuyor mu?
- Bendeki bu dakiklik ve disiplin çocukluğumda “Radyo Çocuk Saati”nin aşıladığı bir şeydi. Her akşam 17.00’de stüdyoda olmamız gerekirdi ve 5 dakika gecikilse bile kapılar kapanır ve asla açılmazdı. Sonrasında konservatuvar ve devlet tiyatrosu... Hepsinde müthiş bir disiplin vardı ve fark etmeden ruhuma işlemiş sanırım. Setlerde de set saatimde çok dakik biriyim. Bu hem işime hem de set çalışanlarına saygımdan asla ödün vermeyeceğim bir özelliğim. İstanbul trafiğinde ve şartlarında bunun sürekliliği beni çok zorlasa ve strese soksa da asla ödün vermem.




  • Bu Haberi
Yasemin Kutsi