Elif Aktuğ: 'Bir defa daha 365 gün yaşamak üzere'
"...kucaklayalım gelecek günleri. Korkmadan, dalgamızı geçerek, fark ederek, dibine kadar yaşayalım. Var mısınız?"
Yeni Asır'dan Elif Aktuğ'un bugünkü yazısı...
Eğlenelim biraz, kendimizle, hayatımızla, geçen bir seneyle dalgamızı geçelim. Hızla, acımasızca, deli gibi dönüyor devran. Yakalamak, durmak mümkün değil. O halde biz ondan hızlı davranalım, yeni yılda hızlı yaşamanın anlamını değiştirelim. Hızlı değil ama 'kaliteli' yaşayalım. Çok yaşayalım, az televizyon seyredip daha fazla paylaşalım, daha çok sohbet edelim. İçimizde kalanları konuşalım, ailemizle sabahlara kadar muhabbet edelim.
Tuhaf bir şekilde, yaşlandıkça, ah pardon yaş aldıkça daha çok konuşmak isteyen biri oldum çıktım. Bazı kadınlar olgunlaştıkça ağırlaşır, şöyle oturaklı bir hava gelir değil mi? Bende tam tersi olmakta. Durmadan şarkı söylemek, konuşmak, anlatmak istiyorum. Hatta bazen hiç tanımadığım insanlara bakıp, "Bir dakika bir şey anlatmam lazım" diye başlamak ve onlara hiç duymadıkları hikayeler anlatmak istiyorum. Tüm bunları düşünürken ve yaparken de hiçbir ilacın/anti depresanın etkisinde değilim belirtmek isterim. Normal halim... Belki de ergenliğe kadar konuşmamamın, 25 yaşına kadar da günde sadece 15 cümle kurmanın acısını çıkarıyorumdur.
Dalga geçelim, neyse durum onunla; eğer verilemeyen kilolar varsa en çok onlarla; yağlarla kavga etmeyip bir güzel dalga geçelim. Hatalarınızla, kendinizi başka biriymiş gibi göstermekten sıkılmadınız mı? Olmak istediğiniz insanın 'makbul' olduğunu nereden biliyorsunuz? Nasılsanız öyle olun, eksiklerinizi bilin, fark edin ve basın kahkahayı. Fiziksel veya ruhsal, çevresel (ne demekse) neyse işte; dalganızı geçin. Çok zevkli biriymiş gibi yapacağınıza, "amma da zevksizim" deyin; bakın görün nasıl rahatlayacaksınız. Bunlar için kendinizi tanıma yolculuğunuz bitmek üzere olsun ama farkında olmayan yapamaz bunları. "Çeneme vurdu" deyin, "Çok konuşuyorsun" diyen kocanıza, "Kim, ben mi çok konuşuyorum?" diye sormayın. Tatlı bir insan olacaksınız dediğimi yaparsanız ama çevreniz sizin tatlılığınıza hazır mı, orası ayrı mevzu. Varsın hazır olmasın, istediğinizi yapın, söyleyin, gezin, gezemiyorsanız okuyun, gülün geçin... Dünya yaşlanmakta, 13 milyon yıldır dönüyor fıldır fıldır; yarın var mı? Bilmiyoruz. Yarınımız ne getirecek bilmiyoruz. Ha tüm bunlardan, gamsız olun, umursamaz olun sonucu da çıkarmayın.
Bazı aksi okuyucu çıkaracaktır bu sonucu ve hemen e-postasıyla posta atmaya yeltenecektir biliyorum. "Tabii Elif Hanım, sizin derdiniz yok, bizi de dertsiz bellediniz" diyecekler, desinler.
Üşenmeyip cevap yazacağım her zaman yaptığım gibi. Hiçbir eleştiri veya ters görüş işime olan aşkımı değiştirip, engelleyemez ki. Hem hepiniz bu aşka dahilsiniz. Dinlemekten korkmadım, anlamaya çalışmaktan vazgeçmedim. Başka türlü düşüneni daha çok sevdim kimi zaman, empati yapmak için tüm gücümle uğraştım.
Bu yıl daha çok sevin, önce kendinizi, koca göbeğinizi ellerinizle okşayın mesela, kısa bacaklarınızı, nerenizi eksik veya 'çirkin buluyorsanız, orasıyla barışın. Kusursuz bir kavram yok dünyada, dünyanın bizatihi işleyişi haricinde. Bir defa daha 365 gün yaşamak üzere, belki son defa veya belki uzun yıllar niyetine; duayla, minnetle, kendi mucizemizi kavrayarak, kucaklayalım gelecek günleri. Korkmadan, dalgamızı geçerek, fark ederek, dibine kadar yaşayalım. Var mısınız?
ELİF AKTUĞ - YENİ ASIR
Eğlenelim biraz, kendimizle, hayatımızla, geçen bir seneyle dalgamızı geçelim. Hızla, acımasızca, deli gibi dönüyor devran. Yakalamak, durmak mümkün değil. O halde biz ondan hızlı davranalım, yeni yılda hızlı yaşamanın anlamını değiştirelim. Hızlı değil ama 'kaliteli' yaşayalım. Çok yaşayalım, az televizyon seyredip daha fazla paylaşalım, daha çok sohbet edelim. İçimizde kalanları konuşalım, ailemizle sabahlara kadar muhabbet edelim.
Tuhaf bir şekilde, yaşlandıkça, ah pardon yaş aldıkça daha çok konuşmak isteyen biri oldum çıktım. Bazı kadınlar olgunlaştıkça ağırlaşır, şöyle oturaklı bir hava gelir değil mi? Bende tam tersi olmakta. Durmadan şarkı söylemek, konuşmak, anlatmak istiyorum. Hatta bazen hiç tanımadığım insanlara bakıp, "Bir dakika bir şey anlatmam lazım" diye başlamak ve onlara hiç duymadıkları hikayeler anlatmak istiyorum. Tüm bunları düşünürken ve yaparken de hiçbir ilacın/anti depresanın etkisinde değilim belirtmek isterim. Normal halim... Belki de ergenliğe kadar konuşmamamın, 25 yaşına kadar da günde sadece 15 cümle kurmanın acısını çıkarıyorumdur.
Dalga geçelim, neyse durum onunla; eğer verilemeyen kilolar varsa en çok onlarla; yağlarla kavga etmeyip bir güzel dalga geçelim. Hatalarınızla, kendinizi başka biriymiş gibi göstermekten sıkılmadınız mı? Olmak istediğiniz insanın 'makbul' olduğunu nereden biliyorsunuz? Nasılsanız öyle olun, eksiklerinizi bilin, fark edin ve basın kahkahayı. Fiziksel veya ruhsal, çevresel (ne demekse) neyse işte; dalganızı geçin. Çok zevkli biriymiş gibi yapacağınıza, "amma da zevksizim" deyin; bakın görün nasıl rahatlayacaksınız. Bunlar için kendinizi tanıma yolculuğunuz bitmek üzere olsun ama farkında olmayan yapamaz bunları. "Çeneme vurdu" deyin, "Çok konuşuyorsun" diyen kocanıza, "Kim, ben mi çok konuşuyorum?" diye sormayın. Tatlı bir insan olacaksınız dediğimi yaparsanız ama çevreniz sizin tatlılığınıza hazır mı, orası ayrı mevzu. Varsın hazır olmasın, istediğinizi yapın, söyleyin, gezin, gezemiyorsanız okuyun, gülün geçin... Dünya yaşlanmakta, 13 milyon yıldır dönüyor fıldır fıldır; yarın var mı? Bilmiyoruz. Yarınımız ne getirecek bilmiyoruz. Ha tüm bunlardan, gamsız olun, umursamaz olun sonucu da çıkarmayın.
Bazı aksi okuyucu çıkaracaktır bu sonucu ve hemen e-postasıyla posta atmaya yeltenecektir biliyorum. "Tabii Elif Hanım, sizin derdiniz yok, bizi de dertsiz bellediniz" diyecekler, desinler.
Üşenmeyip cevap yazacağım her zaman yaptığım gibi. Hiçbir eleştiri veya ters görüş işime olan aşkımı değiştirip, engelleyemez ki. Hem hepiniz bu aşka dahilsiniz. Dinlemekten korkmadım, anlamaya çalışmaktan vazgeçmedim. Başka türlü düşüneni daha çok sevdim kimi zaman, empati yapmak için tüm gücümle uğraştım.
Bu yıl daha çok sevin, önce kendinizi, koca göbeğinizi ellerinizle okşayın mesela, kısa bacaklarınızı, nerenizi eksik veya 'çirkin buluyorsanız, orasıyla barışın. Kusursuz bir kavram yok dünyada, dünyanın bizatihi işleyişi haricinde. Bir defa daha 365 gün yaşamak üzere, belki son defa veya belki uzun yıllar niyetine; duayla, minnetle, kendi mucizemizi kavrayarak, kucaklayalım gelecek günleri. Korkmadan, dalgamızı geçerek, fark ederek, dibine kadar yaşayalım. Var mısınız?
ELİF AKTUĞ - YENİ ASIR